Ahiretin tarlası, can pazarı, aldatıcı bir yurt; dünya. Çok malı azdırır, çok sözü kandırır, çok nâsa hakikati unutturur; dünya.
Yaşantısı kısa, lezzetleri geçici, zevkleri aldatıcı, tehlikesi daimi, pişmanlığı kalıcı, menzilleri ise harap olacak bir fani yurt Dünya. Şehevi arzuların, kadınların, oğulların altın ve gümüşlerin, salma atların, konforlu mekânların süslendiği aldatıcı ve geçici bir diyar dünya.
Dünya, zalimlerin düğün evi, mazlumların taziye ocağı, gafillerin zevk hanesi ve zahitlerin misafirhanesi olmaya devam ediyor. Zalim, zulmünün ibkâsı için kötü patron rolünde, mazlumun âhından başka sesi çıkmıyor. O âhı duyan ya kalmamış ya da duyanlar da mustazaf olmuş ya da ses vermez bir korkak yığını. Gafillerin umurunda değil, yeter ki keyfi bozulmasın. Zahitler ise(kendilerine göre zahitler) ayrı âlemde, dünya Mevla ile arama girmesin, beni Hakk´ tan meşgul etmesin inzivasında. Tabi farkında bile değiller aradan hiç çıkaramadıkları nefsanî perdelerin varlığından.
Dünya; kâfirin elinde başına köpeklerin üşüşmüş olduğu büyük bir mezbeleye döndü. Kokuştukça kokuştu. Ta ki; köpeklerin kemik bulmak için didiklediği, didikledikçe de kokusu ayyuka çıkan kokuşmuş büyük bir mezbele halini aldı. Dünya, şeytanın yıllanmış şarabı; bir içen bir daha ayıkıp kendisine gelemiyor; kimisi makam sarhoşu, kimisi mal, kimisi kadın, kimisi de bilmem ne…
Dünya sevgisi sahibini azdırır. Dünyanın süsü, ziyneti kişiyi Hakk´ tan alıkoyar. Olgun mümin ahiretinin hürriyeti için dünyada Rabbine ubudiyete çalışır. Dünyaya hadim olmaz, dünyada Hakk´ a hadim olur. Bunun(azabın) sebebi, onların dünya hayatını sevip onu ahirete tercih etmiş olmalarıdır; Allah da kâfirler güruhunu doğru yola çıkarmaz. (Nahl/107)
Dünyaya hırs gözlüğüyle bakan, kibir elbisesini giyen, şeytanın nağmelerini çalan, Karun´ un zekâtı verilmemiş ambarlarının anahtarını anahtarlığına kibirle takan ve zalimin çizmesiyle hayata adım atan kişinin helak olmaktan başka çaresi yoktur. Dünya Musa Kazım (r.aleyh)in dediği gibi deniz suyu gibidir. Susamış kimse ondan içtikçe susuzluğu daha da artar. Dünya hayatı, ahiretin tarlası ve bir imtihan mekânı olarak yaşanmadıkça hüsrandır. Allah(cc)´ın kulları Allah(cc)´a kulluk etsinler diye hakkıyla cihat yapılmadıkça zillettir. Dünyayı ve ahireti tanıyan ahireti kazanmak için Rabbinin rızası dışına çıkmadan kendisine takdir edilen hayatı şerefi ve haysiyetiyle yaşar. Allah(cc)´ ın yolundan kendisini alıkoyan hiçbir şeye tevessül etmez. Abdulkadir Geylani (ks) dediği gibi “Dünya elde caizdir, cepte caizdir ama kalpte asla caiz değildir.” Dünyada, dünyaya demir atmadan yaşamak kınanmamıştır. Rasulullah Efendimizin buyurduğu gibi: “ Dünyada bir garip gibi veya yoldan geçen bir yolcu gibi ol.”(Buhari) Ama dünyayı da zalimlerin yolgeçen hanı edinmesine de asla müsaade etme. Siyonistlerin trafik polisi tutulduğu batıl yolların da yolcusu olma. Rasullullah Efendimiz dünyayı basit bir meta, cazip bir yeşillik, mümine zindan ve melun olarak tarif buyurdular. Allah(cc) katında bir sivrisinek kanadı kadar bile kıymeti olmadığını haber verdiler.
Kimleri zehirlemedi ki bu dünyanın zehri. Hani nerde ben sizin en büyük rabbinizim diyen Firavun? Nerde azgın kâfir Nemrut? Hani bir nefes, bir ses var mı Ebu Cehil´ den? Nerde kaldı servetine boğulan Karun, kendi cennetini inşa etmeye çalışan Şeddat nerede kaldı? Modern Ebu Cehiller, Lenin, Karl Marx ve Mussolini… Hani bir ses bir nefes versinler neredeler? Heyhat!!! Şimdi hepsi kendi azabında bî çare. İşte dünyaya her şeyini bağlayanlara dünyanın bağladığı zillet yuları. Ne kadar da yakıştı bu makama şu şair sözü:Dünyasına dünyasına/Aldanmayın dünyasına/Dünya benimdir diyenin/Dün gittik dün yasına
Eğer fırsat bulsam dünyanın girişine ve çıkışına – aynen şehirlerin nüfuslarının asılı olduğu levha gibi- şu levhayı asardım: “ Ey dünya! Bir karış toprağında gözüm yok ama bir karışına bile gayri Müslimlerin hükmetmesine de tahammülüm yok.” Evet, gerçekten de bunu çok isterdim.
Allah dostlarından Abdullah bin Mübarek (r.aleyh). der ki: “Kalbinden dünya sevgisi tamamen çıkmadıkça sen âlim diye isimlendirilemezsin.” Çünkü dünya alimlerin kalplerinin zehiri olarak bildirilmektedir:“Dünya âlimlerin kalplerini zehirleyen bir yılan, abidlerin ve karilerin kalplerini çalan bir sihirbazdır.” (Ser-i Sekati) Dünyaya arif gözüyle bakabilmek tamamen kalple alakalı bir meziyettir. Yani sadece dildeki ifade çok sığ ve anlamsız kalabilir. Ariflerden birisi dünyanın tamamı ayağımın altındaki kırık bir yumurta kadar bile kıymetli değildir demiştir. Bu sadece dilde kurulmuş bir cümle olursa sahibini sözün büyüklüğü kadar küçültmüş olur. Yani kişinin haline uymayan sözü aleyhine bir hüccet ve delildir.
Kişinin dünyadaki hali ana karnındaki durumuna benziyor. Ana karnındaki beslendiği kan yegâne gıdasıdır. Ona denilse ki bu daracık mekânda kan ile beslenme yerine geniş bir âlemde envai çeşit yiyecekler seni bekliyor. Peşin bulduğu o gıdayı, dar da olsa karar kıldığı o yuvayı bırakamaz. Bu âlemde âdeme söylenen şey de aynısıdır. Yani ey Âdemoğlu! Şu âlemin ötesinde öyle geniş, nimeti vasfetmeye gelmez, gözlerin görmediği, kulakların duymadığı, hatıra bile gelmeyen çok güzellikler var. Kendini bu geçici lezzetlere kaptırma. Aynen ana karnındaki yavru gibi peşin bulduğu elindekileri bırakmak istemeyecektir. Bu dünyada her kim Hakka hizmet ederse bu dünya da o kimseye hizmet edecektir. Her kim de kendi nefsine hizmet ederse dünyaya hizmetçi olacaktır. Yani dünyayı kazanmak onun terkindedir.
Bu mahiyette Urve b. Zübeyr b. Avvam der ki: “Her kim ahireti ararsa dünya onu bulur ve ona muhtaç olduğu şeyleri verir. Ama biz dünyayı ararken ahireti bulanı görmedik.” Yüz suhuf ve dört kitaba bakacak olsak dünya hayatını çirkinleştirecek şeylerin başlıca şunlar olduğunu buluruz: 1- Kibir 2- Haset 3- Hırs 4- Zulüm 5- Cehalet 6- Şehvet 7- Uzun emel 8- Baş olma ve mal sevgisi 9- Açgözlülük Bu mahiyette Tevrat´ta şöyle yazdığı rivayet edilmiştir: hataların anası üçtür: Kibir, haset ve hırs. Bu üç şeyden de altı şey türemiştir ve toplam dokuz olmuştur. Onlar tokluk, çok uyku, rehavet, mal sevgisi, şehvet ve baş olma sevdası.
Ahir zamanın modern dünyasının fotoğrafı eski renksiz resmine göre daha da canlı. Bu canlılık sömürgeci devletlerde sefahati temsil eden koyu yeşil, Müslüman devletlerde ise sefalet ve kanı temsil eden koyu kırmızı. Bu dünyanın çivisini çıkaran insanların mutluluğunu kaf dağının arkasına atmaktan zevk alan zalimlerin ta kendisi değil midir? Zalim yöneticiler, açgözlü cimri kapitalist zenginler, az bir pahaya hükmü satan kanun adamları ve korkak avamın eseridir bu derin ve kokuşmuş bataklık.
Dünyanın kıvamı ancak şu dört şey iledir; 1- Ümeranın(Yöneticilerin) adaleti. 2- Zenginlerin cömertliği. 3- Ulemanın salahı. 4- Fukaranın sabrı. İşte bu dört kıvam bozulunca bu âlemde doğrular yalancı ilan edilir, yalancılar ise doğruluk kahramanı; güvenilir kimseler hain, hainler ise emin kimseler ilan edilir. Cahiller konuşsa taraftar toplar, destek görür, âlimler konuşsa kahren susturulur. Yalnızlığa mahkûm olur. Ahlaksızlık diz boyu, vahşet canavarlara numune. Güvenilir dost, helal gıda bulana ne büyük hediye. Cehalet ar olmaktan çıkar. Herkesin tek derdi olur dünyalık çıkar. Her kime dokunsan kabirde yatanların makamına gıpta bir ah çıkar. Peki ya çözüm: Sür çıkar ağyarı kalpten taa tecelli ede HAK. Kul dünya sevgisine dalarsa; dünyadan elde ettiklerine sevinir, kaybettiklerine üzülürse dünyayı yüceltmiş kendi kıymetini düşürmüş olur. Kişi sevdiğini ve arzuladığını yüceltir. Kulun dünyayı yüceltmesi dünyanın ve hevasının kölesi olmasından kaynaklanır. Dünya sevgisi ile gaflet sarhoşluğuna dalan kişi kalbinden yaratanının azametini dışarı atmış olur. Çünkü dünya kalbe yerleştikçe, kalbinde yüceldikçe diğer azaları da dünyaya meyletmeye başlar. İşte bu mahiyette Kurandaki enfes bir dünya tarifi: “Biliniz ki dünya hayatı bir oyun, bir eğlence, bir süs ve aranızda bir övünme, mal ve evlat da bir çokluk yarışından ibarettir. Bu tıpkı bir yağmura benzer ki; bitirdiği ot, rençberleri imrendirir; sonra heyecana gelir, bir de görürsün sararmıştır, sonra da çerçöp olur! Ahirette ise şiddetli bir azap, birde bir bağışlama ve hoşnutluk vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir yararlanmadan başka bir şey değildir! “ ( Hadid 20) Dünya sevgisi ve dünya nimetleri tuzağa saçılan buğday tanelerine benzer. Buna aldanan zavallı kuş elde edeceği üç beş daneyi lezzet zanneder. Tabi ki kendisini bekleyen helakten habersiz olarak. Dünya hayatında bir müminin başına gelebilecek en büyük musibet dünya hayatını ahirete tercih etmesidir.Şöyleki; "Bilakis siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Oysa ahiret daha hayırlı ve daha kalıcıdır." (Ala Suresi, 16-17) Abdullah Haddad (ks) bu hususta insanları şöyle tasnif ediyor “Dünyayı ahirete tercih eden kişi şüpheci, dünya ile ahireti müsavi gören ahmak, ahireti dünyaya tercih eden kişi ise akıllı mümindir.” Fudayl b. İyaz (ks)ın şu sözü gerçekten manidardır. ” Âlimler dünyada zühdiyet üzere yaşasalar idi zalimler onlara boyun eğerlerdi.” Bu kıymetli söz şu hususa işaret ediyor; yöneticilere karışan ulema heybetini ve vakarını yitirir, ulemaya karışan yöneticiler de heybetini ve vakarını kazanır. Yani âlimlerin yönetici kapılarında bulunması kınanmış, yöneticilerin âlimlerin kapısında bulunması ise övülmüştür. Dünya hayatında aslolan marifetullahı bulmaktır. Dünya ehli marifetullah iksiri ile kalbini ve ruhunu ihya eder. Bu mahiyeti Malik B. Dinar (ks) şöyle ifade etmiştir “Dünya ehli dünyanın en güzel tadını tatmadan dünyadan çıktı gitti. Kendisine o tat nedir diye sorulunca şöyle buyurmuştur: Marifetullahtır. (Yani Allah(c.c)ı tanımaktır) Ebu Turab en Nahşebi (ks) dünyayı terk etmenin aslında dünyayı kazanmak olduğunu şu misalle bize haber veriyor “Dünya senin gölgen gibidir sen onu talep edersen senden uzaklaşır, onu terk edip gerine atarsan senin peşine düşüp seni takip eder.” Kalp dünya sevgisinden arınmadıkça ahiret âlemi ile alakalı hazlarla irtibat kuramaz. Ahireti kazandıracak ameller kalpte karar kılamaz. Bu dünyada barınacak yer bulamayıp köprü altında mağdur olmuş ve köprünün altından nasıl kurtulacağını kara kara düşünen düşünce sahiplerinden çok, fikirsiz bir şekilde köprü üstü sefahati süren zavallı düşüncesizlere acımak lazım. Dünyanın hali Hızır (a.s)ın kıssasındaki mağaraya benziyor. Şöyle anlatılır: Hızır (as) ve arkadaşları bir mağaranın önüne gelirler. O yanındakilere şöyle der. ”Gireceğimiz bu karanlık mağaradan alabildiğiniz kadar yük alın” ve mağaraya girerler. Mağara zifiri karanlık, hiçbir yer gözükmemektedir. Mağaranın zemininden yürüdükçe dere yatağındaki taşları andıran taş sesleri gelmektedir. Herkes eğilip bir miktar bu taşlardan alır. Mağara biter ve aydınlığa çıkarlar. Aydınlıkta bir bakarlar ki taş zannettikleri şeyler meğerse birer altınmış. Bu durumu görenler neden daha fazla almadım diye pişmanlık duyar. Hızır (as) onlara yönelerek der ki “ İşte bu karanlık mağara dünyanın misalidir. Taş zannedip çok az aldığınız altınlarsa salih amellerdir. Çıktığımız bu aydınlık ise ahiret âlemidir.” Dünyada varlığımızın ne ifade ettiğini şu ayeti kerime ne kadar da güzel ifade ediyor: ”O, hanginizin daha güzel amel yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır. ” (MÜLK/2) İncilde de dünya hayatına kişinin kapılmaması gerektiği Yuhanna birinci mektubunda şöyle ifade ediliyor; “Dünyayı sevmeyin, ne de dünyadaki şeyleri… Çünkü dünyada olan şeylerin hepsi, bedenin şehveti ve gözlerin şehveti ve hayat gururudur... Ve dünya ve onun şehveti geçip gitmektedir, ama Allah´ın isteğini yapan sonsuza dek kalır. “ (15–16–17) Tevrat´ta da dünya hayatının gelip geçici olduğu ifade ediliyor; .. Yeryüzündeki günlerimiz bir gölge gibidir, kalıcı değildir. (1. Tarihler, 29:15) … Altınları da gümüşleri de onları kurtaramayacak… (Sefenya, 1:18) İnsan bir soluğu andırır, günleri geçici bir gölge gibidir. (Mezmurlar, 144:4) Bütün bu hakikatler gün ışığı kadar açıkken biz Ümmet niçin dünyaya aldanıp bu hallere düştük ve bu halden kurtuluş nasıl mümkün olur? Bu sorunun cevabı Peygamber Efendimizin şu hadislerinde açıkça ifade edilmiştir: “Ümmetim dünyayı yücelttiği zaman onlardan İslamın heybeti çekilip alınır. Ümmetim emri bil maruf ve nehyi an-ilmünkeri terk ettiği zaman vahyin bereketinden mahrum bırakılır.” (Tirmizi) Dünyanın hali böyle iken peki ya insanların hali nasıl? İnsanların hali ise Aynen Rasulullah efendimiz (s.a.v.) buyurduğu gibi “ Ey insanlar! Sanki ölüm bu dünyada bizden başkaları için yazılmış. Sanki hak bu dünyada bizden başkalarına vacip kılınmış. Sanki kefenleyip defnettiğimiz ölüler, az bir zaman sonra geri dönecek yolcular gibi ( ibret almıyoruz). Ölüleri kabirlerine koyuyoruz, miraslarını yiyor ve sanki bizler onlardan sonra ebediyen yaşayacakmış gibi davranıyoruz. Öğüt verici her şeyi unuttuk. Gelecek her türlü musibetten kendimizi emin gördük. Ne mutlu başkalarının ayıpları ile meşgul olmayıp kendi ayıpları ile meşgul olan kimseye. Ne mutlu kazancı helal içi ve dışı güzel olan, istikamet üzere yol tutan kimseye. Ne mutlu üzerine gereken vazifeleri eksiltmeksizin Allah için mütevazı olup topladıklarından infak eden, fıkıh ve hikmet ehli kimselere karışan, fakir ve düşkünlere merhamet eden kimseye. Ve ne mutlu malının fazlasını infak eden, sözün fazlasını tutan hayatını sünnetin kuşattığı ve bidate sapmayan kimseye. “ (Camiul Ehadis 3/9592) Ne mutlu dünya ile arasına uygun mesafeyi koyabilenlere.
Hz. ALİNİN AFETİ İKAZI
Dünyada yıkıcı afetler bir an bile gündemden düşmemekte ve hep yıkımı asgari düzeye indirgemek için projeler hazırlanmaktadır. İşte mana âlemini darmadağın eden afetler ve onların yıkımlarından korunmak lazımdır. Hz. Ali Efendimiz bu afetlerden bir kısmını şöyle haber vermektedir: 1- Aklın afeti heva ve hevese uymaktır. 2- İmanın afeti şüphedir. 3- Zekânın afeti hileye başvurmaktır. 4- İbadetin afeti riyadır(Gösteriş). 5- İstişarenin afeti istişareye katılanların görüşünü dikkate almamaktır. 6- Âlimlerin afeti baş olma sevgisidir. 7- Bir toplumun önde gelenlerinin afeti ise toplumunu yönetemez hale gelip zayıf düşmesidir. 8- Takvanın afeti kanaatsizliktir. 9- Tutumlu olmanın afeti cimriliktir. 10- İlmin afeti ilimle amel etmemektedir. 11- Amelin afeti ihlâsı terk etmektir. 12- Memleketlerin afeti yöneticilerin zulmetmesidir. 13- Vefanın afeti devamlı mazeret beyan etmektir. 14- Sözün afeti ise gereğinden fazla uzatmaktır.
HUZUR ve SAADETİN YOLU
Müslümanların bu dünyada aradığı huzur ve saadet ancak şu temel esaslara sarılmakla elde edilebilir: 1- Sağlam bir inanç ve onun gereği Salih amelleri işlemek. 2- Kuran- ı Kerimi ahkâmına inanarak tefekkürle çokça okumak. 3- Dilden Allah(c.c) zikrini gönülden zikredilen zatın azametini eksik etmemek. 4- Tövbe ve istiğfarı çoğaltmak. 5- İnsanlara karşı muamelatını en güzel bir şekilde yürütmek. Muamelatı bozuk olanların ibadeti de huzurlu ve huşulu değildir. 6- Namazları cemaatle kılmaya azmetmek. 7- Kanaat sahibi olmak. 8- İffet ve tesettürü Müslümanın hayatının vazgeçilmez bir temeli olduğunu bilip uygulamak. 9- Hayırlı kimselerle beraber olup şerlilerin şer meclislerinden uzak durmak. 10- Müslümanlara karşı kin gütmeyip hatalarını usulüne uygun bir şekilde düzeltmeye çalışmak. Bir hata ile Müslümanı dışlayıp bir doğrusuyla münafık ve kafirlere sarılmamak. 11- İnsanları razı etmenin mümkün olmadığını bilip Hakkı razı etmek için gayret etmek. Binleri razı etmek zordur ama O biri razı etmek daha kolaydır. 12- İstikamet üzere olmak. 13- Din kardeşliğini tesis etmek. 14- Emanetleri muhafaza etmek ve sahiplerine vermek. 15- İyilik ve Takvada Yardımlaşmak. 16- Hak´ka Sarılmak. 17- Düşmanlarla Dostluktan Kaçınmak. 18- Yiyecek ve içeceklerde helal ve harama riayet etmek. 19- İslam cemaatine yapışmak. 20- İyiliği emretmek, kötülüğü nehyetmek. 21- İslamın ideal aile prensipleri üzere yaşayan ailelerin çoğalması.