Doğada sürekli bir değişim vardır. Bir düşünürün söylediği gibi “Doğada değişmeyen tek şey değişimdir”. Gerçekleşen her eylem sonunda doğadaki dengeler değişir. Bir süre sonra doğa kendini yeniden örgütleyerek yapılan değişikliğe uygun yeni dengeler oluşturur. Örneğin her soluk alışımızda atmosfere karbon dioksit gazı veririz. Çevremizde karbon dioksit yoğun bir ortam meydana gelir. Bu ortam atmosferdeki normal karbon dioksit oranından çok fazla karbon dioksit barındırdığından havaya saldığımız karbon dioksit kısa sürede atmosfere karışarak havadaki oranın eşitlenmesini sağlar.
İnsanoğlu yaptığı çeşitli eylemlerle doğadaki dengeyi sürekli değiştiren ve yeni dengeler oluşturması için doğayı zorlayan bir varlıktır. Hatta diyebiliriz ki doğa insanoğlunun yaptığı bu gereksiz değişikliklere uyum sağlayabilmek için bir adım geride kalmıştır.
İşte bir kısım insanlar insanoğlunun doğayı acımasızca değiştirmesine karşı çıkmak için çevreci örgütler bünyesinde örgütlenmişlerdir. Onların amacı insanların doğanın dengesini bozmak için yaptıkları eylemleri elden geldiğince engellemektir. Burada siyaset-çevreci ikilemi kaşımıza çıkar. İnsanlar daha rahat bir yaşam, daha çok bir kazanç sağlamak amacıyla doğayı düşüncesizce değiştirirler. Yönetimde olan siyasetçiler de ülkede gelişmeyi sağlayabilmek amacıyla insanların doğayı değiştirmek için yaptığı bu çalışmalara yeşil ışık yakmak zorundadırlar. Yönetici bu işi yaparken belirli bir kazanç- kayıp hesabı yapar. Yani doğanın dengesinin değiştirilmesiyle toplum ne kaybeder, buna karşılık bu değişiklik sonu kurulacak tesis veya yapılacak üretim topluma ne kazandırır onu hesaplamak zorundadır. Sonunda toplum için en çok kazanç getirecek orta yolda karar kılınır. Buna karşılık çevreciler olaya bir bütün olarak bakmadıklarından onları ilgilendiren sadece doğanın dengesinin bozulup bozulmamış olmasıdır. Dolayısıyla çevrecilerin bu konuda iddiacı olmalarını yadırgamamak gerekir.
Bu yazdıklarımızın dünya üzerindeki bütün demokratik ülkelerde görülen örnekleri vardır. Ancak Türkiye’de siyaset biraz farklıdır. Kendilerini “yaptırmayızcı” olarak nitelendirdiğim bir grup siyasetçi iktidara gelince yapacakları bir şey bulunmadığı bilindiği için olsa gerek sürekli olarak seçmen tarafından muhalefette bırakılmaktadır. Bu siyasetçiler gerek devletin gerekse özel kişilerin yapmayı planladıkları bütün yatırımları çeşitli bahanelerle engellemek, halkın yararına çıkarılacak kanunları iptal ettirmek dışında hiçbir iş yapmamaktadır. İşte burada siyasetçi-çevreci ikilemi siyasetçi-çevreci işbirliği olarak karşımıza çıkmaktadır. Çevreciler yapıları doğası her türlü yatırıma karşıdır. “Yaptırmayızcılar” da siyasi duruş olarak her türlü yatırıma karşı olduklarından her iki grup doğal müttefik olarak yönetimin karşısında yer almaktadır. Yuvarlakçay eyleminde de bu ittifak açıkça görülmektedir. Hidroelektrik santralı projesinde köylülerin su kullanım haklarının çiğnenmesi, anıt ağaçların kesilmesi yatırımcı ile karşılıklı uzlaşma yoluyla önlenebilecekken bu yapılmamış, bazı kişiler köylülere santral yapıldığında susuz kalacakları konusunda devamlı telkinde bulunmuşlardır. Sonunda buna inanan köylüler de santral projesine karşı eyleme kalkmışlardır. Bu arada “yaptırmayızcı” politikacılar eylemin meyvelerini devşirmek için Köyceğiz’e gelmiş ve köylüyle muhatap olmuştur.
Yuvarlakçay eyleminin özeti budur. Burada üzücü olan durum her zaman yapıcı ve ağırbaşlı duruşlarıyla siyasetimizin denge unsuru olan bazı politikacılarımızın da “yaptırmayızcılar” ile aynı paralelde görülmeleridir.