Künye   |  Bize Ulaşın   |  Giriş Sayfam Yap   |  Sık Kullanılanlara Ekle
Ramazan Kıvrak

Yörük Obaları

Ramazan Kıvrak

yorukeditor@hotmail.com

8 Şubat 2010
font boyutu küçülsün büyüsün


AĞZINIZIN TADINI BİLİYOR MUSUNUZ?


İNCİR

İncir ağacının tarihi belki insanlık tarihinden önce, her yerde her zaman izini bulmak mümkün. Fethiye yöresinde daha tatlanmaya başlayınca balart denir, son­ra olgunlaşır yere tıp tıp düşmeye başlar, işte o zaman incir denir. İster ak ister kara yere düşenler toplanıp ku­rutulur, ipe dizilir ya da bastırılır buna da yemiş denir.

Fethiye köylerinde incir önemlidir. İncir yaprağı deve tabanı kadar olmaz ise yaz gelmezmiş derler. Bir de "in­cir dalından düşme" vardır ki bu da alay konusu olur. Daha çok hovardaların başına bir iş gelirse denir. Biri birine kızarsa intikam yemini eder: "Senin ocağına incir ağacı dikmez isem bana da.......... demesinler" diye. Bir adamın başına çeşitli belalar gelir bir türlü kurtulamaz ise konu komşu, eş dost, arkadaşları "Onun ocağına in­cir ağacı diktiler artık belini doğrultamaz, adam olmaz gayri" deyiverirler.

Öyleyse incir hem iyi hem kötü. Balart iken toplanırken  yaprakları ve sütü insanın de­risini  kabartır  ve   kaşındırır.

Herkes meyvesini sever de sütüne kızarlar. Ama bilmezler ki dağda keçi güden çoban keçinin sütünü sağar. Sütün kendi sı­caklığıyla  içine  de  incirin  sütünü katar,  karıştırır,  bekler ve  başlar sütlü dondurma gibi kaşık kaşık j yemeye. Buna Maraş diyarlarında Teleme denir.

Kurutulmuş ak inciri kış ayında dağarcıktan çıkartılır, ala toradaki ce­viz kırılıp içi çıkarılıp. İncir açılarak içine ceviz     konulurda yenirse  ne güzel olur. Peki siz    Kayaköyü'nün kara incirinin kil ve mersin yaprağıyla kaynatılıp içine bandırıldıktan sonra kuru­tulmuş şekliyle; er meydanlarında rakiplerini yenen pehlivanların ağadan alıp avuç dolusu seyirciye savurduğunda kapıp yediniz mi? Peki siz kış aylarının gecelerinde toprak evin bacalarından sepete konan inciri gecenin karanlığında avuç avuç, kapış kapış arkadaşlarınızla yediniz mi?

 

ÇAKAL ARMUT (Ahlat-Taşhca Armut)

Yalnız incir mi? Ne meyveler ne sebzeler vardır ki; tadı başka, gıdası başka, bulunması yenmesi bam­başkadır. Belki de şimdi varlıktan yemediğimiz meyveleri eskiden yoklukta yiyorduk. Eşeğe heybeyi artıp sonbaharın son yaprak dökümünde ovalara gidip, şimdilerde ya hastalıktan dal dal kuruyan, ya da kesilip odun yapılan çakal armutlardan toplayıp yediniz mi? Onun bir tadı vardır ki, bilen bilir de ovada dağda armut diplerinde olgunlarını, armut başlarındaki saman sarısı armutları heybelere toplayıp evde de alası samanlı sepetlere doldurup, sonra da samanı teşip teşip olgun­laştıkça yerler. Bilseniz ne zevkli olur. Bilemezsiniz hele yeni yetmeyseniz.. Çakal armut kalmadı artık, köyler­imizin ne sahilinde ne yaylasında. Belki çocuk­larımız okuyup bu yazılan merak edeceklerde, hayaller kuracaklarda ah ah ne güzelmiş dedelerimizin zamanında meyveler, o zamanlar hem ilaç, hem doktor yokmuş ama hastada yokmuş diyecekler.

Çakal armudun bir çeşidine de bozca armut denir. Armut o kadar ;]jj önemli olmuş ki , köylüler yurt­larını, ovalarını, tarlalarını bu adla adlandırmışlardır.   Mesela   Armut Alanı, Çatal Armut Boğazı, Bozca Armut   Gediği   gibi   isimler   ver­mişlerdir.

 

AYVA

Bir de ayvalar vardır ki, yazın ^ başlangıcı ak buz gibi; apapbak çiçek açan yazın yeşile bürünen, sonbaharın yaprak dökümünde sarardıkça sararan, burcu burcu kokan ayvalar vardır. İnsan dalından her koparışın­da kokası gelir, her ısırışında kokası gelir. Toplayıp

kızıl çuvala doldurup sahile getirip, anayın köşesine denktin mi; kışın uzun gecelerinde ne yemesi olur. Hele hele küle gömülürse, yumuşacık, ısıcacık harika olur. Hele de misafire ikram edilirse misafirin her zaman gele­si gelir. Türküler bile yakılmıştır; "Ayva çiçek açmış yaz mı gelecek", "Ayva sanı nar kırmızı" diye başlar.

Ayvanın şifası da vardır; vitamin doludur, boğaz ağrılarına, dudak çatlamalarına iyi geldiği gibi, yaprak­lan kaynatılıp içilirse öksürüğe iyi gelir hem de ateşi düşürür.

 

İĞDE

Yaylalarda dere kenarlarında, tarlaların anlarında iğdeler vardır ki, açınca çiçekleri etrafa hoş bir koku salar, yaklaşırsanız o tarifsiz koku içinizi kaplar; misler ruhunuza kadar içeri dalar da, sıcak bir titreme sarar in­sanın içini. Hani güneş batarken beyazdan sarıya,sarı-dan kırmızıya dönüşür ya renkler, işte öyledir iğde; içi pamuk pamuk ayrı bir tat verir. Toplanıp ak keseye doldurulur. Mangözün içine konur, kış aylarında yenir. Evin ihtiyar nenesi ak keseyi açar avuç dolusu kıpkır­mızı iğdeleri çocuklara verir, çocuklar da ceplerine doldurdu mu birer birer alırlar da yerler. Bazı kaşıkla arası sulu yersen tane tane ağız dolusu yemek ne güzeldir. Bu arada dışarıda siğim siğim yağan yağ­muru seyretmek ne güzeldir.

 

KABUK FASULYE

Yağmurlu havalarda dirikme yeter mi; elbette yet­mez.. Yaylaların sulak tarlalarında yetişen sırık fasulye sıyıp iplere izip kurutulduktan sonra kabuk fasulye olarak çıkar karışımıza. Yanık soğan kokulu pişirip içine sarı eşiyi de (turunç) sıktın mı yemesini bilen yer, yemeyen de ne adını bilir ne tadını.

 

EKMEK

Ekmeğimizin bile ayrı ayrı özellikleri vardır. Buğday ekmeğinin tekine yufka, çift çift dürülmesine dürge denir. Ekmek saçta pişirilirken seyredenin hemen yiyesi gelir. Canı çeker elini uzatırsa, pişirende az cadolozsa, ateşin karşısında iyice gevremişse, dura dura dizinin bağı çözülmüşse, haylaz kocası, hayırsız evladı varsa, o öfkeyle elindeki oklacı ya da döndüreci elinize bir yapıştırır; süt dökmüş kediye dönersiniz.

Eğer ekmek pişiren aş elek görmüş yörük nene-siyse siz istemeden canınızın çektiğini bilir de en güzel pişirdiği ekmeği hemencecik ısıcacık size verir. Bilir ki "misafire ek­mek vermez isen saç arkasından dingilder gider imiş." Eskilerin bildiği törelerin geleneklerin yenilerinde bilmesinde büyük faydalar vardır.

Darı ekmeğini yeni ısıtılmış taze süte, suyla sıvıtılmış kese yoğurduna, hele birde tarhanaya ufalanırsa tadına doyulmaz. Hamurlu ekmeğin üzerine daha saçtan iner inmez tereyağı sürersen doyulur mu? Buğday ek­meğinin içine deri çökeleğini ufalar sonra da ekmeği düreleyip yersen acabola doyulur mu?

Bulgurla ya da mısır unundan yapılan dingil çorbası soğuk algınlığına şifadır. İçine buğday ekmeği ufalar da iki kaşık yoğurt katıp karıştırırsan ne olur acaba? Fakirin de kendine özgü zevkleri vardır. Üzümle ya da karpuzla yenen buğday ekmeğinin tadını ne bilsin zen­gin. Bilse fakir olası gelir. Öte yandan "ak kesenin yoğurdu, kel (küçük) karının doğurduğu iyi olur" derler. İşte kese yoğurdu ile sıvıdır da buğday ekmeğini de ayı kulağı yapıp başlarsan yemeye, o tadı unutabilir misin?

Farkına varmadan o hızla iki üç yufkayı bir koca çanak kese yoğurdunu bitirir de daha gerisi yok mu diye melil melil bakarsın.

 

BOSTAN

Düşünüverin bakalım yaylalarda evlerin önünde çalıyla harım yapılmış içerisinde hayvan gübresi kul­lanılmış bostanlar olur. İki üç arık pırasa, soğan,do-mates, biber, salatalık her ısırışınızda bozlan ya da gızlan toprağın, suyun, havanın kokusunu alırsınız. Damağınızda uzun zaman gitmeyen bir tat alır da acıkınca, hep ah çeker de bulamazsınız mevsim geçince. Bunu eskiler bilir de; yufka ekmeğini kaptı mı doğru bahçeye. Bir soğan kökler, hemen soyup kellesini ağzın­la düşürüverir. Sonra yaspı kırmızı tuğlaya benzeyen pembe kırmızısı domatesi dalından koparır. Bir de kokusu daha dokunmadan gelen hıyar denilen salatalığı alır; bir yufkayı bir hıyarı, bir domatesi, bir yeşil soğanı ısırır. Siz ona, bırakın kebabı, kuş sütünden sofra kursanız dönüp bakmaz. Çatır çatır, kütür kütür bahçedeki sebzesini çiğ çiğ yer, sonra­da ağzını elinin tersiyle silerde işine giden siz o köylüyü tutamazsınız artık.

Ava giden avcının, çifte gider adamın sırtında dağar­cıkta, mal gütmeye giden, ekin biçmeye giden kadının belindeki sarı yalıkta ya da omuzundaki torada aynı şey vardır; yufka ekmeği, çökeleği, soğanı olur. Burcu koku­lu tarlaya, mis kokulu çayıra, hoş kokulu ardıcın altına bağdaşı kurar, sarı yalığı önünüze serersiniz; soğanı bıçakla kesmezsiniz, elinizi yumruk yapar kıntamma ge­tirir bir vurursunuz; soğan yarılıverir. İlk eveli cücüğünü yersiniz, sonra yufkanın içine çökeleği yer­leştirirsiniz. Karnınız doyuncaya kadar yersiniz. Karnınız doydu mu; şöyle bir doğrulur gerneşir, soğuk suyu ise ya Dontlu ırbığından tasla, ya çeşmeden küyner kokulu susakla ya da gözünden avuç avuç içerseniz; değmeyin keyfinize.

 

Üzüm yaprağı, yeşil soğan, dere otu ve piştikten son­ra yoğurtlanan malotura çorbasına, ilk yağmurlarda püren dibinde çıkan mantarın közde pişmişine,bulgur aşına katılmışına doyulur mu?








Bu yazı 1,735 defa okundu.















Anket

12 Eylül tarihinde yapılacak referandum için kararınız nedir?

  • Evet
  • Hayır
  • Kararsız



   [ sonuçlar için tıklayın ]