Reklam
Reklam
Fethiye Haber Net -
$ DOLAR → Alış: / Satış:
€ EURO → Alış: / Satış:

BAŞKANLIK MI NEDEN OLMASIN

Vedat Sakarya
Vedat Sakarya
  • 11.05.2016
  • 1.067 kez okundu

Gündem o kadar hızlı değişiyor ki adeta başımız döndü. Gündeme yetişmekte birazcık gündelik siyasetle ilgilenenler bile zorlanır durumda kaldı ki işinde gücündeki vatandaşın olan bitene anlam vermesi, olayları değerlendirmesi ve sağlıklı karar vermesi mümkün değil.

Asıl gündemimiz terör, ülkenin bekası, milli mücadele. Terör kapsamında , her gün verdiğimiz şehitlere ve haince yapılan saldırılara karşı dokunulmazlıklar gündemdeydi. Bakacaktık hainlere cezaları verilebiliyor mu, kimler hainlerin safında yer alıyor kimler katillerle işbirliği yapıyor.

Derken birden TBMM başkanımız yeni anayasa hakkındaki özgün düşüncelerini kamuoyuna bahşediverdi. Yeni bir tartışma gündemimiz olmuştu, artık ülkenin bir numaralı gündemi Laiklik oluvermişti.Eski laiklerin eski alışkanlıkları depreşivermişti birden bire. Ülke laiktir laik kalacak sloganları atılmaya başladı spor karşılaşmalarında bile. Benim asıl hayretle izlediğim bizim mahalleydi bu süreçte. Herkes birden en kuvvetlisinden laiklik savunucusu kesiliverdi.Geçmişte bu laiklik denen şeyden çektiklerini tamamen unutmuşlar, başörtüsü zulmünün , dindarlara yapılan dışlama ve linç kültürünün bu laiklikten kaynaklandığını bilmezlermiş gibi en katı laiklere taş çıkartırcasına hepimiz laikiz demeye kadar götürdüler işi. Artık dokunulmazlıklar , terör, şavaş, ölümler, şehitler gündemimizden düşüvermişti.

Derken AB ile yapılan anlaşma. Bir teslimiyet anlaşması mı yoksa bir kazan kazan anlaşması mı? Her kafadan bir ses yükselmeye başladı. Yok şu gün vizeler kalkıyor, yok şu maddeler geçerse kalkacak gibi bir sürü gereksiz adamın bir sürü gereksiz yorumlarına şahit olduk. Daha ülkesinin bir bölümüne rahatça gidemeyen ülkemin vizesiz Avrupa hayallerinden bahsedildi günlerce. Birileri kan üzerinden at pazarlığına tutuştu yine. Her gün gencecik bedenler toprağa düşerken, anaların gözyaşı sel olup akarken birileri vizesiz Avrupada gezip tozma, gününü gün etme  derdine düştü.

Tabi bu arada gelmeyen turisti, olmayan ekonomiyi, baygın haldeki ticareti konuşup çözüm durgunluktan çıkartacak çözümler aramayı kimse aklına getirmiyor. Esnafın,tüccarın,çalışanın derdine kimse çare bulmuyor.

Derken bir de baktık 4 Mayıs “dostmodern” …….… si oluvermiş.  Bir akşam aniden 23 milyon 600 bin kişinin oylarıyla seçilmiş ülkenin başbakanı ülkenin hakim gücü tarafından çağrılmış ve görevini bırakması söylenmiş yada bırakması için bir şekilde zorlanmış. Oldu mu yeni bir gündemimiz, yeni bir tartışmamız. Bizim mahalle yine şaşkın ve ne yapacağını ne söyleyeceğini bilemez halde. Kimileri bu bir darbedir derken her zamanki savunucular, her yapılanda keramet arayanlar yok canım reis yaptıysa bir bildiği vardır modunda. Daha birkaç ay önce Davutoğlu’nu ballandıra ballandıra anlatıp öve öve bitiremeyenler ne hainliğini koyuyor ne paralelciliğini. İnanılmaz ama ABD nin adamı olduğunu söyleyecek kadar ileriye götürdüler işi. 28 Şubat ta o günün gücü elinde bulunduranlarına karşı 9 saatlik MGK baskısından sonra bile istifa etmeyen %22 oy sahibi Erbakan’a korkak diyen, masaya yumruğunu vurmalıydı diyen, hadlerini bildirmeliydi diyenler Erbakan’ın istifa etmediğini, bu baskılara rağmen 6 ay daha devam ettiğini, bu baskılara rağmen D8 oluşumunu tamamlayıp görevi ortağına devrettiğini unutup Erbakan dik duramadı diyenler bu gün %49,5 oyla bu günün gücü elinde bulunduranların 4 mayısta höt demesine göre nasıl omurgasız oldukları ortaya çıktı.

 Tam bunlar olurken yine aynı tarihe denk gelen büyük ama ülke kamuoyuna önemsiz ufacık bir olay gibi sunulan bir hadise gerçekleşti. Türkiye 50 yılı aşkın süredir devam ettirdiği İsrailin NATO üyeliği vetosunu kaldırdı. Bu vetonun kaldırılmasının 4 mayısa denk gelmesi sizce bir tesadüf müdür bunu bile soracak fırsat bırakmadılar diğer kavga ve tartışmalardan. Tam bir cambaza bak durumu. Yani birileri bu işi organize edip “4 mayısta sen saraya çağır, aynı saatlerde sen de falanca yerde vetoyu kaldıran imzayı at “ diye bir plan yapmışlar mıdır? Ben tesadüflere inanmam ve gördüğüm olaylar da mide bulandırcı.

Ve hoop bir taştışma daha , daha darbe mi değimli yi bitirememiştik ve hatta İsrail olayını gündeme bile taşıyamamıştık ki düşük profil yüksek profil tartışması tüm gündemimizi işgal ediverdi. Efendim zaten olması gereken yukarıyla uyum içinde olacak bir başbakanmış, yukarısı ne derse onu yapacak adeta bir emir eriymiş, kendi karar vermemeliymiş, hep yukarının görüşünü almalıymış.Yoksa çift başlılık olurmuş ve çift başlılık ta bizi uluslara arsı ilişkilerimizde zor duruma düşürürmüş. Yani sesi az çıkan bir başbakan isteniyormuş, kendi yapılanmasını yapmayacak, reisin yaptığı yapılanmaya bir nev i irtibat subayı olacak. Yarabbi aklıma mukayyet ol. (Demek ki yıllarca biz şu devrilenleri anlayamamışız, onlar başbakanlar atamışlardı ama hep kendi dedikleri olmuştu da biz yahu neden başbakan atıyorsun senin dediklerin geçerliyse diye eleştirmiştik ama onlarda çift başlılık olmasın diye uluslar arası ilişkilerde karışıklık olmasın diye bunu yapmışlar.)

Derken başkanlık tartışmaları daha da ısıtılıp, terörün,milli savunmanın, şehitlerin,ağlayan anaların, ekonominin, batan işletmelerin, sönen ocakların, adaletsiz kararların ve Yargıtay başkanının dediği gibi %30 lara düşmüş yargıya güvenin önüne oturtuluverdi. Başkanlık mutlaka gelmeli, zaten 2014 te fiili olarak parlamenter sistem bekleme odasına alınmıştı, olay sadece fiili durumu yasal hale getirmek vs.vs. Yine mikrofonu eline geçiren başkanlığın faziletinden dem vurmaya başladı. Başkanlık bizim 1000 yıllık tarihimizin bize getirdiği yönetim şeklidir diyenler, başkanlıkla küffara karşı daha dik dururuz (israilin nato üyeliğine vetomuzun kaldırılmasını duymamış olmalılar ki) diyenler, başkanlık sistemine geçersek bütün dertlerimiz çözülür diyenler daha neler neler.

 Yönetim sistemleri  ülke halkının refahı , huzuru, güvenliği için oluşturulur. Adaletin tesisi, hakkın hakimiyeti için oluşturulursa yönetimin şeklinin ne önemi var. Bu bağlamda başkanlık yada yarı başkanlık, parlamenter sistem yada tercihli seçim sistemi, senato sistemi yada krallık ne fark eder. Maksat adaletin tesisi, hakkın hakimiyeti,huzurun sağlanması, güvenliğin tesisi ve halkın saadeti olmalıdır. Başkanlık sayın Cumhurbaşkanımızın bir zamanlar dediği gibi “başkanlık sistemi batının dayatması ve abd hayranlığı” olarak ortaya çıkartılıyorsa en kötü bir sistem yok milletimiz için, ülkemiz için ve yeni, adaletli bir dünya için isteniyorsa hayırlı bir iştir. Kategorik olarak birileri istiyor diye karşı çıkmak, birileri istemiyor diye yanında olmak etik de değildir, doğru da değildir. Başkanlık sistemiyle asıl ne hedeflenmektedir ona odaklanmalıyız millet olarak. Başkanlık sistemi bölünmemiz için bir araç olarak mı kullanılmak isteniyor? Milletimiz içinde oluşan kutuplaşma bu vesileyle artırılmaya mı çalışılıyor? Geçmişte “başkanlık sisyemi batının dayatması ve abd hayranlığı” diyen Cumhurbaşkanımız niye bu gün başkanlık sistemini istiyor? Bunun BOP la bir ilgisi var mı? Soruları toplum olarak doğru sormalı cevapları doğru olarak alamalıyız. Kanaatimizi doğru oluşturmalı ve hep birlikte geleceğimize doğru karar vermeliyiz. Başkanlık sistemi adalet içinse,refah içinse,milletimizin saadeti içinse neden olmasın.

11.05.2016 Vedat SAKARYA

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ