Reklam
Reklam
Fethiye Haber Net -
$ DOLAR → Alış: 5,61 / Satış: 5,63
€ EURO → Alış: 6,43 / Satış: 6,45

Geleceği Olmayan Ortadoğu

Asım Cezayirlioglu
Asım Cezayirlioglu
  • 26.02.2016
  • 256 kez okundu

1990’da ABD’nin göz yumması sonucu Kuveyt’in Irak tarafından işgal edilmesi ile birlikte şişedeki cin çıkmış oldu. Ortadoğu üzerinde planları olanlar Irak’ın bu hamlesini fırsata çevirdiler.   Bu hamle ABD’nin Irak’a yerleşmesi için iyi bir alt yapı oldu. Zira 1980-1988 yılları arasında gerçekleşen İran-Irak savaşı bu imkanı vermedi. Bu savaş batılı devletlerin silah sanayilerini büyütmekten başka bir işe yaramadı. Çünkü sekiz yılın sonunda kazananı olmayan bir savaş gerçekleşmişti.

Nihayet 11 Eylül saldırıları bahane edilerek 2003 yılında ABD Irak’a hem yerleşti. Hem de Irak’ın parçalanma süreci fiilen başlamış oldu. Saddam’ın 2006 yılı sonunda idam edilmesi ile birlikte bir devir de kapanmış oldu. Bu tarih aynı zamanda Ortadoğu’da mezhep savaşlarının fitilini de ateşledi. Çünkü Saddam’ın idam edilmesinden sonra Irak’ta iktidarı ele geçiren politikacılar Şii ağırlıkta olup Irak’ın bütünlüğünden ziyade kendi iktidarlarını kalıcı hale getirme derdine düştüler. Bu süreç ile birlikte kullanılmaya müsait terör örgütlerine de gün doğmuş oldu.

Tüm bunlar yaşanırken Türkiye sürekli gel gitler yaşadı. Bir taraftan batı bloğu ile hareket ederken diğer taraftan da komşu ülke olmamız sebebiyle en ağır faturayı Türkiye ödedi. Binlerce göçmen ve ekonomik yaptırımlarda kaybeden hep Türkiye oldu. Bugün gelmiş olduğumuz noktada ise Türkiye kendi çıkarları nedeniyle yalnız ülke konumunda. Türkiye yalnız ülke diyenler Ortadoğu denklemini iyi okumalı. Ondan sonra değerlendirmeli. Asıl mesele kendi çıkarlarımız mı? Yoksa batılı devletlerle ittifak içinde olmak mı? Biz bağımsız ülke olarak yolumuza devam edeceksek elbette bunun bedeli olacak. Şimdi bu ülkeyi yalnız olmakla itham edenler Kurtuluş savaşında yedi düvele karşı mücadele verdiğimizi herhalde biliyorlardır.

Suriye’nin kuzeyinde PYD öncülüğünde oluşturulmaya çalışılan hatta Türkiye güvenlik gerekçesiyle karşı çıkıyor. Bizimkiler ise dün Salih Müslim ile görüşüyordunuz bugün ne oldu diyorlar. Türkiye Esad rejimi yerine birlikte hareket etmeyi teklif ettiği Müslim, ABD- İsrail ile birlikte hareket etmeyi tercih ettiği için ipler koptu. ABD bizim müttefikimiz olmasına rağmen İsrail’in güvenliğini PYD’yi kullanarak sağlamaya çalışıyor. PYD, PKK’nın Suriye kolu olmasına rağmen ABD çıkarları gereği terör örgütü değil diyerek yoluna devam ediyor. Bahane olarak da sahada IŞİD’e karşı birlikte mücadele veriyoruz diyor. Binlerce km öteden bu coğrafyada söz sahibi olmak için her gün yeni ölümlere imza atanlara fazla ses çıkarmayanlar bin km’ye yakın sınırlarımızın olduğu bölgede bizim sessiz kalmamızı nasıl isterler. Musul konsolosluğu yapan milletvekili Öztürk Yılmaz bir taraftan Türkiye’nin geç kaldığını belirtirken diğer yandan ise Suriye konusunda müdahil olmamamız gerektiğini belirtiyor.

50-60 yıldan beri batı ittifakı çizgisinden sapmayan Türkiye, bu anlayışı sorgulamaya başladığı andan itibaren çıkarlarımız çatışmaya başladı. Türkiye Ortadoğu’da kendi güvenliğini sağlamak için adımlar atarken, ABD İsrail’in güvenliğine yönelik adımlar atmakta. Diğer devletlerin bir kısmı enerji kartına ortak olmak için, Rusya da sıcak denizler ile bağlantısını kalıcı hale getirme derdinde. Bizim açımızdan hazin olan ise ABD’nin bu projesine içerden bol miktarda destekçi bulmakta. Ayrıca PKK terörüne destek vermekteler. Yarın Barzani bizimle ters düşerse hiç şaşırmamak lazım.

Aslında mesele nettir. ABD kendi çıkarlarını PYD üzerinden gerçekleştirmeye çalışıyor. Ortadoğu’da Türkiye ile ABD çıkarları çelişmektedir. Amerika Ortadoğu’da İsrail güvenliğini sağlamak için Kuzey Irak ve Suriye’de Kürt devletinin temellerini atarak İsrail’i güvende tutmaya çalışıyor. Bu bölgede Kürt devleti demek, birbirleri ile sorunlu, güç mücadelesi bakımından sorunlu ve İsrail’in güdümünde olan devletçikler anlamına gelir.

Yeni Türkiye’ye karşı yeni terör anlayışı devreye girdi. Bağımsız hareket etmeye başlayan Türkiye’nin önüne engeller çıkarmak için şehir savaşları konseptine geçildi. Bundan sonra Türkiye kimin terör eylemini işlediğinden ziyade, terörü teşvik eden ülkelerle mücadele konseptine geçmeli. Biz PKK ile PYD aynı derken ABD ise PYD’yi terör örgütü olarak görmediği gibi silah desteği de vermekte.

Suriye’de girişilen güç mücadelesine bizim için iki açmaz ortaya çıkmakta. Birincisi PKK terörünün konsept değiştirerek şehir savaşlarına yönlendirilmesi. İkincisi ise mülteci sorunu. Yarın milli güvenliğimizi tehdidi eder hale geldiği zaman içinden çıkılmaz bir hal akacak.

11 Eylül saldırıları ile birlikte ABD terör konusunda ittifak oluşturmuştu. Bizim bölgemizde bunca terör olayı meydana gelmesine rağmen batı kılını kıpırdatmamakta. Böyle bir ortamda biz hangi ittifaktan bahsedeceğiz. NATO bize yardım mı yapacak.

Türkiye güney sınırlarını güvence altına almak için harekete geçti. Ancak Suriye nasıl bir yapıya sahip olacak. Buradaki aktörler yeni Suriye’de nasıl bir güce sahip olacaklar. Türkmen’ler ne olacak. Muhtemelen bu soruların cevabı Türkiye açısından olumsuz olduğu için Suriye konusunda diğer devletlerle anlaşmamız zor.

asimcezayirlioglu@hotmail.com

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ