Reklam
Reklam
Fethiye Haber Net -
$ DOLAR → Alış: 5,32 / Satış: 5,34
€ EURO → Alış: 6,09 / Satış: 6,11

Siyaset ve Vesayet Odakları

Asım Cezayirlioglu
Asım Cezayirlioglu
  • 29.04.2016
  • 620 kez okundu

Siyaset dışı yollarla Türkiye’ye yön vermeye çalışan geçmişte birçok vesayet odakları mevcuttu. Bizim tarihimiz askeri vesayetle hem barışık hem de alışık. Zira çok partili sistem ile birlikte ülke iktidarına sızma yapanlar! ya da Türkiye’yi raydan çıkarmaya çalışanlara! karşı hep tedbir alınmış. Bu dönemde ön planda askerler olsa da, arka planda basın, akademisyenler ve sivilleri göz ardı etmek askerlere haksızlık olur . 60 ihtilalı 71 muhtırası bunlara örnektir. 1980 ihtilalında Evren paşa olsa da ona güzellemeler düzenler sivillerden başkası değildi.

28 Şubat Postmodern darbede bile basının nasıl yayınlar yaptığı hepimizin malumu. Bu süreçlerin tek hedefi vardı. Türkiye’yi belli bir çizgide tutmak. Bu da milletten ziyade uluslararası güç merkezlerinin politik çıkarları doğrultusunda ülkenin yönetilmesiydi.

Türk siyasetindeki dizayn çabalarına baktığımız zaman hedeflenen amaçların milli olmaktan ziyade küresel bir tarafı olduğu muhakkak. 2000 krizi sonrasında Ecevitsiz üçlü koalisyon amaçlanırken MHP genel Başkan’ı sayın Bahçeli’nin erken seçim diye diretmesi sebebiyle, toplum tarafından desteğini yitirmiş partiler, toplumsal destekten yoksun kalınca bir yıl önce Türk siyasi hayatına atılmış Ak Parti iktidar oldu. İlk başta küresel güçlerle barışık olsa da daha sonraki yıllar başına gelmedik kalmadı. 2007’de parti kapatılmaktan son anda kurtuldu. Yine tarihe E-muhtıra diye geçen muhtıraya muhatap oldu. Tüm bunlar olurken Ak Parti iktidarının bürokrasinin güç merkezleri ile girmiş olduğu pazarlık- ya da öngörüler sonucu ortaya çıkan ilişkiler de diyebilirsiniz- Ak Partiyi ipten aldı.

Tek başına Ak Partiye yön veremeyeceğini anlayan küresel güç odakları diğer siyasi partiler üzerinde ameliyat yapmaya karar verdiler. İlk önce 2011’de MHP’de kasetler ortalığa saçıldı. Bu hamleler kritik zamanlarda toplumun/devletin yanında yer alan Bahçeli için alan daralma hamlesinden başka bir şey değildi. Milliyetçi muhafazakar bir parti yönetimini kasetler vasıtasıyla toplumsal destekten yoksun bırakmak için toplumun hafızasına ” ahlâkı zaaf” algısını oluşturmak kolay yoldu. Bahçeli bu süreçte kendisine karşı yapılan hamleyi görmesinin yanında kaynağını da bugünlerde meşhur olan PDY’ye bağladı. Bu nedenle ilk defa “Okyanus ötesi” tabirini kullandı. Sayın Bahçeli daha sonraki süreçlerde birçok yanlış hamle yapsa da bu tabiri kullandıktan sonra PDY’ye hep uzak durdu.

 Kasetler yolu ile sadece MHP dizayn edilmeye çalışılmadı. Aynı zamanda CHP de bu operasyona maruz kaldı. Yine kritik zamanlarda milli çizgi izleyen sayın Baykal tasfiye edildi. Kılıçdaroğlu bu süreçte CHP’nin başına geçti. Özellikle Doğan medyası sayın Kılıçdaroğlu’na olduğundan fazla değer atfetti. Gandi yerine koyan mı istersiniz, sakin güç olarak niteleyen mi istersiniz daha neler neler. Artık ülkeyi düzlüğe çıkaracak lider bulunmuştu. Zaman içinde Ak Partiyi alt edecek bir performans ortaya koyamayan sayın Kılıçdaroğlu ilk zamanlardaki balayı günleri bitti. Artık sorgulanan bir genel başkan konumuna geldi. Tabi bu zaman diliminde Ak Partinin ülkeyi imar etme anlamında ortaya koymuş olduğu performans toplumda büyük karşılık buldu. Yeni bir orta sınıfın ortaya çıkması ve toplumun ana omurgasını oluşturan bu kitlenin ilk defa iktidar olması ve söz sahibi konumuna yükselmesi Ak Partiyi kalıcı hale getirdi. Toplumdaki siyasi haklar alanında açılımcı bir politika izleyen Ak Parti özellikle Kürt seçmen üzerinde belirleyici bir konuma yükseldi.

2010’a kadar Ak Partinin ittifak ettiği PDY çeşitli davalarla birlikte asker, polis ve bürokraside kendine yer açmıştı. MİT krizi ile birlikte küresel güç odaklarının Türk siyasetini yönlendirmede taşeron olarak kullanılan PDY hükümet ile açıktan mücadeleye girişti. Hükümetin özellikle Sayın Erdoğan’ın bu yapı ile girmiş olduğu mücadelede toplum yanında yer aldı. Sayın Erdoğan’ın açık yüreklilikle hatalarını kabul etmesi, PDY ile girişmiş olduğu mücadelede toplumdan büyük destek gördü. Bu yapı ile Ak Partinin tek başına başarıya ulaşma ihtimali zayıf. Muhalefet partilerinin bu olaya bakışı devlet sorunu olmaktan ziyade politik çıkarlar ekseninde değerlendirme yolunu tercih ettikleri için netice almak epey zaman alacak. Hükümeti yalnız bırakma adına atılan her adım PDY’ye yaramakta.  Yukarda da belirttiğimiz gibi bu bölgede küresel güçlerin ekonomik ve siyasal çıkarlarına aykırı davranışları önlemek için Türk siyaseti üzerinde her daim yeni yollar denenmekte. MHP’de çıkan kongre krizinin gerisinde milliyetçi muhafazakar tabanın kontrolü yatmakta. Burada şu bilgiyi paylaşmak gerek. Ak Partinin terör konusunda tavizsiz bir tutum içine girmesi ve milliyetçi bir söylemle ortaya çıkması MHP’nin tabanını da daraltmış oldu. Bu nedenle terör olayları atmasına rağmen MHP’nin değil Ak Partinin oyları artmakta.

Sevgili dostlar siyasi partiler üzerinde gerçekleştirilmeye çalışılan iktidar mücadelesi, veya lider değişikliği hamleleri Türkiye’nin gidişatı ile ilgilidir. Bulunmuş olduğu coğrafyada güç merkezleri ile mücadeleye girişebilecek- gücü yeterli olmamasına rağmen- tek ülke Türkiye’dir. Bunun önüne geçmek için dışarıdan olduğu gibi içerden de PDY gibi taşeronlar aracılığı ile sonuç alma peşindeler. Hadi oradan diyenler için PKK’nın devlet yerine son dönemde Erdoğan ve Ak Partiyi hedef alan açıklamalar yapması bizi kendimize getirmelidir.

asimcezayirlioglu@hotmail.com

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ