Reklam
Reklam
Fethiye Haber Net -
$ DOLAR → Alış: 5,64 / Satış: 5,67
€ EURO → Alış: 6,50 / Satış: 6,53

Sürecin Acı Sonuçları

Mehmet Uçar
Mehmet Uçar
  • 08.02.2016
  • 542 kez okundu

 Medyaya bakılırsa sıcak gündem eski Meclis Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent ARINÇ’ın CNNTÜRK’teki açıklamaları üzerinden oluşmakta. Söylediklerini ‘kayyım’ olma talebi gibi magazinsel içerik taşıyanları geçersek “Dolmabahçe’den cumhurbaşkanının haberi vardı.”, “Paralelle mücadele amacı dışına çıktı.” cümleleriyle özetlemek mümkün. ARINÇ’ın sözleri kısa sürede etkisini gösterdi ve Sayın Cumhurbaşkanı’nın Güney Amerika’dan ‘O zat dürüst değil!’ ifadeleri sonrasında iktidara yakın basında kendisine yönelik ‘Cübbeli Bülo’, ‘Manisalı Lawrence’, ‘Uyuyan Hücre’ şeklinde itibarsızlaştırma ve dahası hakaretler aldı başını gitti. Ardından ARINÇ’a eski Milli Eğitim Bakanı Sayın Hüseyin ÇELİK, eski Adalet Bakanı Sayın Sadullah ERGİN ve eski Spor Bakanı Sayın Suat KILIÇ’ın destek verdiği basına yansıdı.

 Geçmişte kim ne demiş olursa olsun, bugün kim bu süreç üzerinden kime vurmaya kalkarsa kalksın maalesef meşum sürecin acı sonuçları ortada ve faturayı hep de garibanlar ödüyor. Baktığımız zaman bir tarafta sayıları 400’e yaklaşan ve ülkenin her yanına dağılan asker-polis şehitlerimiz, diğer tarafta PKK’ya hiçbir vakit destek vermediği halde teröristlerce rehin alınan ve kendisine yaşamın zindan edildiği bölge halkı. Oysa bendenizin de içinde bulunduğu az sayıda kalem erbabı bu kıt aklımızla terör örgütü PKK ile çıkılan bu müzakere sürecinin neticesinin ne menem bir iş olacağını/olabileceğini dilimizin döndüğünce soruşturmalar pahasına anlatmaya çalışmıştık. Elbette ki şimdilerde, karar süreçlerindeki yetkililerimizi uyarmak için başvurduğumuz o yolun ve söylediklerimizin doğru çıkması bizi asla sevindirmiyor. Bilakis, keşke biz haksız çıksaydık da 7 Haziran seçimleri sonrası memleketimizde bu kadar acı yaşanmasaydı.

 Değerli okurlarım, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sayfasına bir göz attığınızda gün gün, saat saat acı tablonun bütününe ve şehitlerimizin hikayelerine de ulaşabiliyorsunuz. Örneğin son şehidimiz Jandarma Teğmen Abdulselam ÖZATAK, Hakkari doğumlu bir asker. Sabah Gazetesi’nin haberine göre, Hakkari’de bir korucunun çocuğu olan Şehit Teğmen ÖZATAK, Ankara’da kiraladığı bir evde 9 kardeşi ile birlikte yaşıyordu. Diyarbakır Sur’da şehit olan Jandarma Teğmen ÖZATAK’ın hikayesini Genelkurmay Başkanlığı paylaştı. Şehit Teğmen ÖZTAK’ın yürek burkan hikayesinin bir bölümü şöyle:

 “Hakkari’de bir korucunun çocuğu olarak doğan ve onbir kardeşi olan Şehit Teğmen Abdulselam ÖZATAK çalışıp azmedip ve başarıp Kara Harp Okuluna girmiş ve teğmen olmuş. Ailesinin gurur kaynağı Abdulselam, bakmış Hakkari’de bu çocuklara rahat vermeyecekler, almış dokuz kardeşini Ankara’ya getirmiş. En küçüğü 5 yaşında, diğerleri 6, 7, 12,16,18,19,20 ve 23 diye gidiyor. En büyük olanlar 20 ve 23 yaşlarında. Bu kardeşler Abdulselam’ın Ankara’da kiraladıkları evde kalıyorlar ve biri hariç diğerleri okuyor, 23 yaşındaki abla evde annelik yapıyor, 20 yaşındaki erkek olan YGS’ye hazırlanıyor; aynı zamanda diğer kardeşlerine de bakıyorlar. Zira Baba Salih ve Anne Zübeyde Hakkari’de. Baba gönüllü köy korucusu. Çocuklarının geleceği kararmasın diye hasretliğe rıza göstermişler, bağırlarına taş basmışlar ve çocuklarını uzaklara göndermişler. Teğmenin abisi Kazakistan’da öğretmen, kardeşi de Hakkari’de devlet memuru.”

 “Abdulselam Teğmen normalde Diyarbakır Cezaevinde görevli idi. Ama iki teğmen arkadaşının Sur’da şehit olmasından sonra çok içerlemiş ve dilekçe vererek JÖH’de görev almıştı. Onlar şehit olurken burada ne işim var demişti. Teröristlerle mücadelede ben de varım dercesine…… Ama çatışmalar esnasında kahramanca mücadele ederken şehit oldu. Hakkâriliydi. Ne fark eder ki nereli olduğu… yüreği bu vatan için, ay yıldızlı bayrak için çarpıyordu, bu her şeyin üstündeydi. Yüreğinde bu sevdayı taşıyabilen herkes bu milletin has evladıdır zaten. Babası da kahraman bir korucumuz, yüreği bu vatan için çarpanlardan. Çok iyi bir evlat yetiştirip vatana, Peygamber Ocağı’na bağışlamıştı. Diğerlerini de Abdulselam yetiştirecekti.”

 “Dün annesine, babasına, Kazakistan’daki ve Hakkari’deki ağabeylerine acı haber verildi bir heyet eşliğinde; ama Ankara’dakilere bir türlü gidilemedi. Baba Salih, ‘Ne olur, Ankara’daki çocuklarım duymasın, buraya gelsinler, yanımızda iken paylaşalım bu acıyı!’ dedi TSK yetkililerine. Çoktan büyük bir heyet Keçiören’deki evlerinin önünde bekliyordu zaten ama bir türlü kapıyı çalamıyorlardı. Ankara’daki 9 kardeşten en büyük olan altısına acı haber bir şekilde ulaştırıldı uygun bir şekilde ve diğerlerine ‘Yarın sizi sömestr tatiline, annemize-babamıza götüreceğiz.’ dedi abla ve ağabeyleri. Çok küçüktüler ve sevindiler, inandılar. Bilmiyorlardı ki kendilerini koruyup kollayan, Hakkari’den Ankara’ya getirip onlara yuva açan ağabeylerinin cenazesine gittiklerini. Ama bu sabah bunu öğrenecekler maalesef.”

 Acı, gerçekten çok acı!.. Hikayenin tamamını okumaya insanın yüreği dayanmıyor ve yutkunuyor, yutkunuyorsunuz. Sonra, ağlayan ya da taş gibi dimdik kesilmiş biçimde anlamı derin gözlerle uzaklara bakan diğer şehitlerimizin eşinin, küçük çocuğunun, annesinin, babasının ve yakınlarının televizyonlara yansıyan görüntüleri canlanıyor gözümde. Söyleyebildiğim tek cümle, biz bunu hak etmiyoruz, oluyor…

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ