Reklam
Reklam
Fethiye Haber Net -
$ DOLAR → Alış: 3,48 / Satış: 3,50
€ EURO → Alış: 4,17 / Satış: 4,19

Yerel Kültür Politikaları (1)

Mehmet Tanır
Mehmet Tanır
  • 21.12.2016
  • 536 kez okundu

Ulusal ve milli kültür politikaları yanında onu destekleyen ve kültürün üretildiği şehirlere yönelik yerel kültür politikalarının da ele alınması gerekmektedir. Bu yazımızda yerel kültür politikaları üzerinde durulacaktır.

Şehirlerin kendine özgü kimlikleri, özellikleri, şehrin kendine has yerel politikaları olmasını gerektirmektedir. Yerel kültür politikalarının olması, şehrin sağlıklı bir şekilde gelişmesi, tarihi ve kültürel birikimini korunması, küreselleşmenin etkisiyle şehrin kimliğini kaybetmemesi için önemlidir. Bunlardan da önemlisi o şehirde yaşayan kentliler için uygun yaşam alanları oluşturularak yaşam kalitesinin yükseltilmesi yaşanabilir bir şehir oluşturulmasıdır.

Şehir, kültürün gelecek kuşaklara eğitim yoluyla aktarılması ve günlük yaşamda yaşatılması açısından önemlidir. Bir ülke, şehir, belde ve köylerden oluşmaktadır. Kültür ve sanatın üretildiği ve ulusal kültüre katkı veren mekânlar olan şehirler için yerel politikaları oluşturulması ayrı bir önem taşımaktadır.

Ülkenin kültürünün üretildiği ve toplumda anlam bulduğu mekânlar şehirlerdir. Zanaatkârlar, sanatçılar, yazarlar, fikir üreticileri, el sanatları ustaları, sahne sanatları, görsel sanatlar çalışanları kısaca kültür üreticileri şehirde yaşamaktadır. Yine üretilen kültürden yararlanan halk, yani kültür tüketicisi de o şehirde yaşamaktadır. Bu açıdan yerel kültür politikaları ayrı bir önem taşımaktadır.

Yerel kültür politikaları bir yandan şehrin geleceğe yönelik kültür çalışmalarının rotasını çizerken diğer yandan elde edilen tecrübeler ulusal kültür politikalarının oluşmasına yardımcı olmaktadır. Bu nedenle yerelde oluşturulacak kültür politika tecrübeleri, Türkiye genelini kapsayan Türkiye kültür politikaları oluşturulma aşamasında değerlendirilmelidir

Ülke genelinde kültür politikası oluşturma aşamasında başarılı sağlayabilmek için yerel kültür birikimlerinden yararlanmak gerekir. Bu noktada yerel kültür politikaları ulusal kültür politikasından tamamen bağımsız olamayacağı gibi, ulusal kültür politikalarının, kültürün üretildiği şehirlerin, kültüründen ve yerel politikaları dikkate almadan hazırlanması doğru bir yaklaşım değildir. Çünkü o zaman hazırlanan “Türkiye Kültür Politikası” ayakları yere basmayan şehir ve ülke gerçekliğini yansıtmayan bir politika olur. Bu da başarısızlığa neden olabilir.

Türkiye, binlerce yıllık tarihsel geçmişi ve pek çok medeniyete beşiklik etmiş bir ülke olarak, insanlığın ortak “kültürel mirasının korunması konusunda evrensel sorumlulukları yüksek olan bir ülkedir. Kentlerin kültürel mirasının korunması, geçmiş değerleri gelecek nesillere tanıtabilmenin yanı sıra; geçmiş birikimin geleceğin yaratılmasında en önemli bir kaynak olarak değerlendirilmesi bakımından önem taşımaktadır. Kişilikli bir toplum olarak gelişebilmek için, ulusların, kültürel kimliklerini yeni yaşam çevreleriyle uyumlu hale getirmeleri önem kazanmaktadır “(Koçak, 2011, 260).

Şehir sakinlerinin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik stratejik şehir planı, kalkınmada ekonomik, sosyal, ekolojik alanların yanında kültür alanını da dayanak olarak alırsa başarıya ulaşabilir (Ertürk, 2011, 7). Kültür alanında sivil toplum kuruluşlarının, meslek odalarının, yerel yönetimlerin, resmi kurumların yapıcı diyalogla ve kollektif çalışmalarla uzun vadeli strateji ve planlamanın yapıldığı şehirler, ülkelerinin kültür politikalarının oluşmasına öncülük ederek katkıda bulunurlar (Ertürk, 2011, 7).

Kültür politikalarının oluşması sürecinde kültürel hayata katılım, kültürel çeşitlilik, kültürel hakların dikkate alınması yararlı olacaktır.

Kültür politikası oluşturma aşamasında, kültür alanında farklı şehirlerdeki iyi örneklerden yararlanılması, kültür politikaları açısından yerelde yaşanan sorunların tartışılarak çözümler üretilmesi, ulusal kültür politikalarının oluşmasına olumlu katkı sağlayacaktır.

Şehirlerde yapılan bazı sanatsal ve kültürel etkinlikler, tiyatro, sinema, bale, dans, fuar, festivaller, panayır, edebi yazı ve şiir yarışmaları, ses yarışmaları, halkoyunu eğitimi ve gösterileri olarak sayılabilir. Aslın da kültür ve sanatın alanı geniş olduğu için burada sadece fikir vermek amacıyla sınırlı ve genel kabul gören etkinlikler belirtilmiştir (Milli Eğitim Bakanlığı, 2011, 26-44).

‘’Kültür politikalarında yaratıcı bir rol oynayan yerel yönetim inisiyatifler bu politikaların önemli aktörleridir… Yerel yönetimlerin ve yerel inisiyatiflerin canlı bir etkinlik alanı festivaller ve şenliklerdir. Devletin bu hareketli ortamı kültür politikası hedefleri doğrultusunda destekleyerek yönlendirme için genel politikası olması gerekir’’ (Erder, 2006, 87).

Kültür politikalarını ve stratejisini oluştururken paydaşların, kamu kurum ve kuruluşları, özel sektörden, kültür endüstrisi kurum ve kuruluşları, kültür ile ilgili meslek kuruluşları, üniversiteler, sanatçılar, zanaatkârlar, yazarlar, sivil toplum kuruluşlarının geniş katılımı sağlanarak görüşleri alınmalıdır.

Yerelleşme önemlidir. Yerel kültür üretici ve yararlanıcılarının hem fikirleri alınmalı hem de yerel kapasiteyi arttırmak için genelde örgün eğitim yapıldığı gibi yerelde de ‘’modüler programlar’’ hazırlanarak yerel kültür çalışanları ve sanatçılar eğitilmelidir. Onlara kendilerini geliştirebilecekleri yeni imkânlar sağlanmalıdır. Böylece kültür çalışanlarının kapasitesi arttırılabilecektir. Ayrıca kültür endüstrisi alanında çalışan şirketlerin birlikte işbirliği yaparak bilgi alışverişi ve paylaşım yapabileceği teşkilat yapıları ile yasal düzenlemelere de ihtiyaç vardır.

Kültür Politikası çalışmasında kültürün üretildiği yerel politikaların önemsenmesi gerekmektedir. Merkezi yönetimin yönlendirici ve düzenleyici yeteneği ve gücü ancak yerel politikalarla desteklenirse anlamlı olur. Kentlerin kültürel kapasitesi ve bu kapasitenin geliştirilmesi kamu kurumları, yerel yönetimlerin, STK’ların, kültürel alanda yatırım yapan kuruluşların, sanatçı ve zanaatkârların etkin katılımı ile yerel kültür politikalarının oluşturulması ve bu oluşturulan politikanın ulusallaşması ve iyi örneklerin paylaşılması gerekmektedir. Böylece Ulusal politikaya can veren yerel politikalar ulusal politikalar tarafından desteklenebilecektir.

Kültür politikalarının sürdürülebilirliği için insani gelişme, kültür politikaları, sürdürülebilirlik, kurumsal yenilenme ve vatandaş katılımı arasında etkili bir bağlantının sağlanması gerekmektedir.

Kültür politikaları, şehrin tarihi yapılarını ve kent dokusunu korurken diğer taraftan sosyal koruma çalışmalarının birlikte yürütüldüğü politikalar olmalıdır. Somut ve somut olmayan kültürel mirası koruma altına alırken, buralardan şehirde yaşayanların gelir elde etmesini sağlayıcı, kent içindeki üretim biçimlerini ve küçük esnafı destekleyici olmalıdır.

Ülkemizde yerel kurumlar İl Özel İdareleri, İl ve ilçe Belediyeleri ile Büyükşehir belediyelerinden oluşmaktadır. Özellikle büyükşehir belediyeleri, finansal kapasite, personel kapasitesi, yetki, organizasyon yeteneği, yerellik konularında oldukça güçlü kılınmıştır.

Yerel çalışmalar sonunda oluşturulmuş “ulusal politikaların uygulanmasında”, merkezi ve yerel kuruluşların görev ve yetki dağılımını belirleyen ve tüm kurumlar arasında görev bölüşümünü gerçekleştirecek yasal düzenlemelere ihtiyaç vardır.

2002 yılında AK Parti’nin iktidara gelmesiyle kamu yönetişimini reform paketini merkezine koyarak kültür politikalarını da canlandırdı. 2005 yılında kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç’un deyimiyle zihniyet değişimi gerçekleştirilmesi amaçlanan “söz konusu dönüşüm programı, merkezi ve yerel yönetimlerin rol ve tanımlarını değiştirip merkezi yönetimin rolünü bir düzenleyici olmaya kaydırma ve icra işlevlerini yerel yönetimlere devretmek yoluyla ülkenin tüm kamu yönetişim yapısını değiştirmeyi öngörmektedir. Bu vizyonda çok önemli roller atfedilen özel sektör ve sivil toplum, yerel kalkınmanın temel kaynağı olarak görülmektedir… Atilla Koç’un ifade ettiği zihniyet değişimi, ‘Kültürün bir gelir, kentsel canlanma, markalaşma ve toplumsal uyum kaynağı olarak gören yeni bir anlayışa geçiştir” (Aksoy, 2011, 128).

“Yerel politikacıların bugünkü vizyonu; şehirlerini rekabetçi kılarak yatırımcılar, turist ve tüketiciler için cazip merkezler haline getirmek şeklinde ifade ediliyor. Kaynakların şehrin pazarlanması ve markalaşması için harekete geçildiği yerel yönetimlerde girişimcilik artık kabul gören ve hatta beklenen bir özelliktir” (Aksoy, 2011, 128).

Kültür ve sanatın üretildiği ulusal kültüre katkı sunan mekânlar olarak şehirler, aynı zamanda halkın kültürel haklardan yararlanarak kültürü ve sanatı yararlanarak tükettiği ortamlar olarak önem taşımaktadır. Yaratıcı ürünler sunabilmesi için merkezi ve yerel yönetimler sanata, sanatçıya ve zanaatkâra uygun ortamlar, binalar altyapı oluşturarak destek vermelidir. Sanatçı ve zanaatkâr mali yönden desteklenmelidir. Bu kapsamda TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Kültür ve Turizm Bakanlığının 2016 bütçe görüşmelerinde Bakan Mahir Ünal’ın “Şehirlerin dünü ve bugününün bütüncül bir yapıda korunması ve yaşatılması, şehir hafızasının güncellenmesi, şehrin tarihi ve kültürel mirasının ortaya çıkartılması, geleneksel ve modern sanat ile kültür girişimlerinin desteklenmesi, sanat ve sanatçıya verilen desteklerin artırılması ile sanatı halkla buluşturacak bir şehir kültür ve sanat yönetimi kurulmasını hedeflediklerini…, bunun için şehirlerdeki kültür girişimcileri ve kültür endüstrilerini hibe ve kredilerle destekleyip, istihdam ve yaşam kalitesini artırmayı amaçladıklarını” belirtmesi Bakanlıkça bu alanda önemli adımların atılmakta olduğunu göstermektedir

(http://www.turizmhaberleri.com/haberayrinti.asp?ID=30043, Erişim Tarihi 21.02, 2016).

Bu nedenler şehirler yeniden inşa edilirken, kentsel dönüşüm yapılırken ve yeni yerleşim alanları açılırken, kentin tarihsel ve kültürel kimliğinin korunduğu, şehrin eski mimari yapıtlarının ve binaların modern mimariyle yoğurularak yeniden üretildiği kimlikli şehirler oluşturmak önem arz etmektedir. Başta merkezi ve yerel yönetimler olarak siyasetçilere, yöneticilere, odalara, meslek kuruluşlarına, tarihçilere, arkeologlara, sanat tarihçilerine, basına ve özellikle şehir plancılarına, mimarlara, sanatçılara, din adamlarına, özetle şehirde yaşayan herkese büyük bir sorumluluk düşmektedir.

Her şehrin “şehir müzesi” yanında sanatçı ve el sanatlarıyla uğraşan zanaatkârların üretim ve ürünleri satabildiği, gösteri yapabildiği, kültürel faaliyetlerin yapıldığı “kültür sanat merkezleri” olmalıdır. Kültür ve Turizm Bakanlığı bazılarının bakanlık tarafından belediyelere verdiği “kültür merkezleri” bu açıdan önemli bir görevi yerine getiriyorsa da yerel yönetimlerin oluşturacakları yeni kültür sanat mekânlarına ihtiyaç vardır.

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ