Genel

CANIM ORMANCI DEĞİL “YAKTIN” ORMANCI…

CANIM ORMANCI DEĞİL  “YAKTIN” ORMANCI…

 

Merkez Emlak’ın işletmecisi Veli Pabuşçu, 2015 yılı için tek yaprak bir duvar takvimi hazırlatmış. Takvimin üzerinde siyah beyaz, kocaman bir fotoğraf.  Fotoğrafta kızlı erkekli çocuklar.  Ve fotoğrafın altında bir yazı: Kemer İlkokulu 1941

Fotoğrafta; 24 öğrenci ve biri bay, diğeri bayan, 2 öğretmen var.

24 öğrenciden, sadece 2’si kız…

Fotoğraftaki oğlan çocukları yalın ayak, başı kabak.  Kızlar ise şanslı: Ayaklarında “ev yapımı” bir nalın var. Oğlan çocuklarında önlük niyetine olsa gerek, iyi kötü bir gömlek… Gömleğin altında da derme çatma bir “kara don”!  Yani bacaklar, ayaklara göre şanslı… İki kızdan birinde çiçekli, diğerinde sade bir elbise var. Belli ki “Okul önlüğü” niyetine giyilmiş. Ama bütün öğrenciler, tam takım “beyaz yaka” takmış.

Mükemmel…

Fotoğraftaki öğrencilerden bazıları, öğrenimine devam edip kimimizin öğretmeni oldu.  Mesela benim… Kimisi de annemiz, babamız… Desenli elbise giymiş kız öğrencinin solundaki ikinci “gariban” da, Veli Pabuşçu’ nun babası Ali amca. Öğrenci Ali’ nin donanımı, diğerlerine bakınca fena değil hani..!

Ne bileyim, fotoğrafa bakarsanız, sizlerin de tanıdığı çıkabilir…

Fotoğraftaki kadın öğretmene gelince, tam bir Cumhuriyet kızı…

Erkek öğretmen takım elbisesi, kravat ve yaka mendili ile “hükümet” gibi duruyor…

Öğretmenlerin her ikisi de; tam bir Cumhuriyet’in öğretmeni. Osmanlıda yok böyle bir şey…

*

İşte o fotoğraftaki başı kabak ayağı çıplak çocuklar var ya, o çocuklar… Anadolu’ nun sahipsiz çocukları… O çocukları, Cumhuriyet’in en güzel eserlerinden biri olan Köy Enstitüleri, anasının kucağından aldı, kendi ocağına taşıdı.

Ayağına pabuç, başına şapka giydirdi.

Karnını doyurdu…

O, 21 Köy Enstitüsü var ya 21 Köy Enstitüsü.  Anadolu’yu aydınlatmaya yetti

Yetti ki… Bu gün sanatla, sporla, müzikle, edebiyatla yaşıyoruz.

Osmanlı’ nın ve Osmanlıca’ nın 600 yılda yapamadığını, 60 yıl demeden yaptı Cumhuriyet

*

Fethiye’de yaşayan Köy Enstitüsü mezunu (ak saçlı gençler), Yeni Kuşak Köy Enstitüsü Derneğinin çatısı altında hala Aydınlanma Yıllarını yadediyorlar. Şube Başkanı Hasan Gürhan, Yönetim Kurulundaki arkadaşlarıyla birlikte, Anadolu’ nun değişik yerlerindeki “Buluşmalara” katılarak çocuklarımızın eğitimini tartışıyorlar.

Onların yaptığını keşke Milli Eğitim Bakanlığı da yapabilse…

Geçen günlerde Esnaf Odasının salonunda Genel Başkan Prof. Dr. Kemal Kocabaş’ın da katılımıyla yaptıkları genel kurulda, özgün konuşmalar yaptılar…

*

12 Şubat Perşembe akşamı Kültür Merkezinde Fethiye Güzel Sanatlar Derneğinin konseri vardı.  Hamdi Özbay’ ın öğrencileri yine dinleyicilerine güzel dakikalar yaşattılar. Sazlar da solistler de çok iyiydi.

Hamdi ağabey; türkülerimizi kuyumcu titizliği ile nakış gibi işliyor, işletiyor. Fethiye için bir büyük şans…

Şef Hamdi Özbay’ın,  Nazmi Yükselen’den alıp notaya yazdığı Ormancı’yı Solistlerden Hasan Kalkan okudu

*

Çıktım Belen kahvesine baktım ovaya

Bay Mustafa çağırdı dam’oynamaya

Ormancı da gelir gelmez yıkar masaya

Söz anlamaz ormancı çekmiş kafaya

*

Aman ormancı yaktın ormancı

Köyümüze bıraktın yoktan bir acı

*

Ormancıyı okuyanlara duyurulur:  “canım ormancı” değil, “yaktın ormancı” diyecekler. Konser sırasında işin doğrusunun böyle olduğu açıklandı.

Sami Gökmen ağabey de bu konuda hep uyarır dururdu bizi ya…

Güzel sanatlar Derneğinin emekçilerine bir kez daha teşekkür ediyoruz.

*

Demem şu ki sevgili okurlar; türkülerimiz dahil Anadolu Kültürüne, kültürümüze, bir bütün olarak folklorumuza, Cumhuriyet’ten sonra sahip çıkmaya başladık.

İnsanımız dahil, neyimiz var neyimiz yoksa Cumhuriyet’le farkına vardık demek daha doğru da…

Osmanlı’yı ve Osmanlıca’ yı yere göğe sığdıramayanlara sormak lazım: Hangi yazarımız Nobel  ödülünü almıştı. Kaç fizikçimiz, kaç kimyacımız vardı? Kaç mühendisimiz, mimarımız vardı? Matematikçilerimiz hangi teoremi geliştirmişti.Osmanlıda yetişen ressamlarımız, müzisyenlerimiz, sporcularımız, diğer sanat adamlarımız kimlerdi..

Osmanlı; bizim geçmişimiz. İnkar etmiyoruz. Ama “boş konuşmanın” da, alemi yok…

BİR KÜÇÜK TEBESSÜM

Kadın, kocası aleyhine boşanma davası açmış. Duruşma günü, kadın ve kocası salonda yerlerini almışlar. Yargıç, davacı kadına anlat bakalım demiş: Kadın dilekçesindeki olayları yinelemiş. Uzunca bir süre konuştuktan sonra, kocamın daha sesini bile duyamadım, boşanmak istiyorum deyip, kesmiş.

Yargıç, davalı kocaya bakmış ve: Evladım karının söylediklerini duydun. Evlendiğinizden bu yana hiç konuşmamışsın. Karın sesini dahi duymamış. Niçin konuşmadın? Derdin nedir?

Deyince, adam:

-Sözünü kesmek istemedim efendim, demiş.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Sitemizi daha iyi görüntülemek için reklam engelleyicinizi kapatın.