Çin Vahşetine Tanır’dan Tepki

Çin Vahşetine Tanır’dan Tepki
Doğu Türkistan’da Çin tarafından yapılan katliamlara Seydikemer Belediye Meclis Üyesi Mustafa Tanır da açıklama yaparak tepki gösterdi. Tanır, “Doğu Türkistan kan ağlıyor ve bu vahşetle başa çıkmaya çalışıyor. Bağımsızlıklarını kazanmak için zaman zaman hareket etseler de Kızıl Çin ‘in, işkencelerini durduramıyorlar.
Doğu Türkistan, Türk- İslam medeniyetinin beşiğidir ve orada yaşayan Türk soydaşlarımız kardeşlerimiz her türlü zulme uğramaktadır. Ancak yaşadığımız bu dönemde bile Çin’in insanlık dışı bu zulmüne dünya Müslüman Türk olduklarından dolayı olsa gerek sessiz kalmaktadır.
Mazlum İslam medeniyetinde yaşayan kardeşlerimiz her türlü baskı altında yaşamlarını sürdürmek için çaba sarf etmektedir. Doğu Türkistan’ın bulunduğu coğrafi konum büyük önem taşımaktadır. Çin açısından büyük olan bölge batıya açılan kapı olması ve maden rezervlerinin bulunmasından dolayı bu topraklardan vazgeçilmez nedenlerden biri olmuştur. Doğu Türkistan’da, petrol ve uranyum, demir, kömür, tuz ve doğalgaz gibi yer altı ve yerüstü zenginliklerine sahip ülke olması büyük önem taşımaktadır.
Dünyanın en büyük rezervlerine sahip olan ülke zengin olması gerekirken Çin tarafından sömürülmekte ve fakirliğe mahkum edilmektedir. Çin, işgal ettiği topraklarda yaşayan Müslüman Türk soydaşlarımıza esaret hayatı yaşatıp her türlü işkenceyi yapmaktadır. Zaman içerisinde Müslüman halkın bağımsızlıklarını elde etmek için giriştikleri eylemlere ve kendilerini bir nebzede olsa toparlanma girişimlerini halkı yıldırarak topraklarını ellerinden almak için her türlü vahşeti uygulamaktadır.
Çin’in kapalı kapılar ardında her türlü işkenceyi, katliamları yapmasına rağmen halkın seslerini duyurmasına rağmen, dünya duyarsız kalmakta ve hiç bir girişim ve çabada bulunmamaktadır. Uygur halkı her türlü işkenceye rağmen kendi geleneklerini yaşamaya çalışmakta islam inancını hayatında uygulamaktadır.
Çin mahkemelerinde verilen cezalar bile vahşet içermekte, insanlar akla hayale gelmeyecek işkencelere maruz kalmakta, diri diri mezarlara gömülmekte, insanların bedenleri ikiye ayırmakta, yani aklınıza gelebilecek her türlü zulüm uygulanmaktadır. Doğu Türkistan’da nükleer çalışmalar yaparak çevreye yayılan radyasyondan dolayı çevre kirliği oluşmakta ve Uygur halkında ciddi derecede kanser hastalığı yaygınlaşmaktadır. Burada amaç bölge halkına zarar vermek ve zamanla bu insanların nüfusunu azaltarak yok etmektir.
Çin Hükümeti açıkça Müslümanlara karşı olduğunu ve kin kustuğunu beyan etmektedir. Halk Müslüman olduğu için her türlü işkenceye maruz bırakılmakta, Onları Müslümanlıktan vazgeçirmek için her yolu denemektedir.
Yarım asrı aşkın bir süredir, Komünist Çin işgali altında olan Doğu Türkistan da camiler yıkıldı, kuran kursları kapatıldı, namaz kılmak, oruç tutmak yasaklandı eğer namaz kılan oruç tutan olursa idam edildi. Çin devletinin Uygur Türkleri’ne yönelik zulmü sistematik olarak devam etmektedir.
Bölgede soydaşlarımız bir soykırıma tabi tutulmakta, Türk milletinin izleri Doğu Türkistan topraklarından silinmeye çalışılmaktadır. Çin işgal yönetimi, basın ve internet sansürü ile bölgede yaşanan dramı, dünya kamuoyundan gizlemektedir. Vatanlarını ve hatıralarını geride bırakarak, Çin’in zulmünden kaçan soydaşlarımızın göze aldıkları riskler bile ne denli ağır bir baskının yaşandığını göstermektedir. Geçen yılın sonlarına doğru Tayland üzerinden, Çin’in zulmünden kaçmaya çalışan 300 civarında soydaşımız, yetkililer tarafından ormanlık bir arazide bulunmuşlardır. Her gün yeni bir can pazarının yaşandığı Doğu Türkistan’ı, terk etmek zorunda kalan bu soydaşlarımız, Tayland’da ormanda kaldıkları süre zarfında açlığa, hastalıklara ve vahşi doğaya karşı adeta bir ölüm kalım savaşı yaşamışlardır.
Tüm bu imkânsızlıklara rağmen yaşamayı başaran soydaşlarımız için bazı medya organlarında da belirtildiği gibi yeni bir tehlike söz konusu olmuştur. Taylandlı yetkililere Türkiye’ye sığınmak istediklerini belirten soydaşlarımızın, Çin’e teslim edilebileceği konuşulmaktadır. Kadın, çocuk ve yaşlılarında içerisinde bulunduğu 300 civarındaki soydaşımızın Çin’e iadesi durumunda, vahşice idam edilecekleri aşikârdır. Bu bir realite olarak önümüzde dururken, soydaşlarımızın Çin’e teslim edilmesi katliama ortak olmak demektir. Bugüne kadar zorda kalan herkese kucak açmış olan Türkiye Cumhuriyeti, soydaşlarımız ile olan tarihi, kültürel, dini ve insani bağlarımız hasebiyle Tayland ile gereken görüşmeleri ivedilikle yaparak, Uygur Türkleri’nin ülkemize gelmesini sağlamıştır.
Zira her geçen gün Uygur Türkleri’nin aleyhine işlemekte, gerek Çin tehdidi gerekse hastalıklar gün geçtikçe artmaktadır. Zulme uğrayan Müslüman Türk, olduğunda tüm dünya “lal” olsa, sözde insan hakları havarileri kınamaktan bile aciz kalsa da Uygur Türkleri haklı davalarında asla yalnız değillerdir. Soydaşlarımızın yanında her zaman ve her şartta, her bir neferi engin yürekli ve çelik iradeli olan Türk Milliyetçileri vardır.
Müslüman Türk’e mühürlenen kapılar açılana kadar, soydaşlarımızın durumunu her platformda dile getirmeye ve meselenin takipçisi olmaya devam edeceğimim.
Ama maalesef bu çok önemli sorun ülkemizde güncel politikalara alet edilmektedir. Türkistan’da katliam yaşanırken Cumhurbaşkanı Erdoğan hala MHP Lideri Bahçeli üzerinden gündemi saptırmaya çalışmaktadır. Mesele şu an oraya gitmiş ya da gitmemiş olmak değildir. Kaldı ki sayın genel başkanımız oraya gitmiş ve soydaşlarımızın dert ve sıkıntılarına ortak olmuştur. Şu anda amaç Oradaki soydaşlarımızın yaralarına merhem olmaktır. Kobani’ye ağlayanlar, Kaşgar’a gülüyor ve zulme ortak oluyor. Doğu Türkistan sadece Türk’ün değil, insanlığın kanayan yarasıdır.
Bir an önce bu zulmün durdurulması ve doğu Türkistan da yaşayan soydaşlarımızın yaşam şartlarının düzeltilmesi için Türkiye Cumhuriyeti Devleti harekete geçmeli göstermelik işlerden çok orada yaşan soydaşlarımıza varlığımızı hissettirmelidir. Her türlü zulme maruz kalan çocuk, kadın genç yaşlı soydaşlarımızın elinden tutulmalı her türlü destek verilmelidir. Maalesef ülkemizde son yıllarda bu hususta da ayrıcalık ve insanlar arasında ikilikler meydana getirilmiştir.
Biz Türk Milliyetçileri Arakana Kobaniye Mısırda yaşayan ve Suriye de yaşayan insanlara gösterilen iyilik ve alakanın yapılan yardımların bu mübarek ayda zulme uğrayan Uygurlu soydaşlarımıza da göstermesini ve ilgilenilerek en azın çektikleri acıların azaltılmasını istiyoruz.
Bu mübarek günde soydaşlarımıza yapılan her türlü zulmü ve eziyeti yapanları lanetle kınıyorum. Yüce yaratanımdan mübarek ramazan ayında onlara iyilik huzur ve mutluluk getirmesini temenni ediyorum. İnşallah nu zulüm en kısa zaman da bir yer be soydaşlarımız insanca bir yaşama kavuşur.”dedi.
Haber / Foto: Mustafa Alagöz




