YAZARLARLA RÖPORTAJ / HAKAN BİROL SORUYOR KIYMETLİ YAZARLARIMIZ CEVAPLIYOR

www.hakanbirol.com

Merhaba değerli okuyucularımız. Her hafta bir yazarla röportaj köşemizde bu hafta“Hükümsüz Kimlikler, Ölümüne Aşk, Öğretmenler için Yaratıcı Yazarlık El Kitabı” kitaplarıylatanıdığımız “İnci Yılmaz Şimşek” var.

Merhabalar İnci Hanım, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Bize kendiniz ve ilgi alanlarınız hakkında bilgi verir misiniz?

Merhabalar. Öncelikle bu ince davetiniz için çok teşekkür ederim Hakan Bey. Kendimi kısaca tanıtmam gerekirse, ben İnci Yılmaz Şimşek. Görsel sanatlar öğretmeniyim okumayı ve yazmayı sevdiğim için öğretmenliğim esnasında,Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü okuyarak bu alanda daha fazla bilgi sahibi olmak istedim.Evliyim iki çocuğum var.İlk çocuğum Boran Demir 2007 yılında doğdu. Hamilelik döneminden itibaren oğluma aldığım çeşitli çocuk kitaplarından öyküler okuyordum. Aldığım bir kitapta gizli cinsellik,kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet unsurları içeren olumsuz çağrışımlar olduğunu gördüm. Hayretler içerisinde kitabı elimden bıraktım. Ben de oğluma öyküler uydurmaya başladım. Bir süre sonra uydurduğum öyküleri yazmak istedim.Açıkçası kimse okusun diye de değil sadece yazmayı sevdiğim için kaleme alacaktım. İlk öykümü 2008 yılında kaleme aldım. Biraz özel olacak amapandemi döneminde bir çok insanda olduğu gibi bende de bir ölüm korkusu başladı. Ardımda bir iz bırakmak istedim, açıkçası kök salmak, hatırlanmak istedim. Ben de yazdığım öykülerin bir kısmını temize çekip ilk kitabım Hükümsüz Kimlikler’i yayınladım.

 

“Hükümsüz Kimlikler” kitabınızdan bahsedecek olursak eserinizde okuyucularımızı neler bekliyor?

Kitapta beş kişinin öyküsü ve bu öykülerin bulunduğu ‘Kimliksizler’ adlı kitabı çöpte bulan bir kağıt toplayıcısının uzun öyküsü var. Her gün yanından geçip gittiğimiz, öldüğünde sadece istatiki rakamlar olarak görülen, hayatın içinde var olan fakat bizim görmediğimiz, fark etmediğimiz insanların hikayesi. İnşaat işçisi Ahmet, gündelik ev temizlik işçisi Piraye, atama bekleyen öğretmen Yılmaz, ev hanımı evde el işleri yapıp küçük bir tuhafiyede satışa sunan Zeynep, ayakkabı boyacısı Boran ve bu öykülerin bulunduğu hayali kitabı bulup hayatına yön veren atık kağıt toplama işçisi küçük Önder’in hikayesi sizleri bekliyor. Hükümsüz Kimlikler’i okuduğunuzda karakterlerle birlikte iş arayacak, umutlanacak, iş bulacak ve ilk paranızı kazanmanın hazzını yaşayacaksınız.

 

Roman yazmanın zorlukları nelerdir? Bu konuda en çok nerede zorlandınız?

Hakan Bey izninizle öncelikle ilk romanımın çıkış sürecinden bahsetmek isterim. İkinci kitabım olan Ölümüne Aşk bir kadın cinayeti romanı. Ben uzaktan öğretim alanında yüksek lisansımı bitirmiş,bundan yaklaşık üç yıl önce ablamın sanatta kadın tasviri, Osmanlı’dan günümüze kadının yeri üzerine yazdığı yüksek lisanstezi çalışmasına yardım ederken kadınlar üzerine bir çok okuma yapmış oldum. Yakın bir dönemde maalesef aramızdan ayrılan akademisyen Aylin Sözer’in ölümü beni çok üzdü. Yıllardır kadın cinayetleri ile ilgili rakamları zaten sosyal medyadan takip ediyordum. Özgecan Aslan cinayetinde de bütün gece çok ağlamış ertesi gün tek başıma elime kocaman bir pankart alıp ilçe meydanında yürüyerek sessiz bir eylem gerçekleştirmiştim. Bu cinayetin olduğu gün de uyuyamadım bir şey yapmak yine sessiz bir eylem gerçekleştirmek istedim. Romanım böyle ortaya çıktı. Üç ay gibi kısa bir sürede kitabın yazımı tamamlandı. O kadar çok kadın hikayesi birikmişti ki gece gündüz yazdım. Bir çok gece uykusuz kaldım, yazarken sabahladım. Ama içimden fışkıran bu yazma duygusuna engel olamıyordum. Yazarken de okurken de tekrar tekrar ağladım.Sorunuza gelecek olursam roman yazmak benim açımdan biraz zor oldu. Öykü yazmaya, kısa kısa insan hikayeleri yazmaya alışkınım ben. Genellikle durum hikayeleri yazmayı tercih ediyorum. Roman yazmak biraz daha meşakkatli bir iş. Bir roman yazdım ama üç defter notlar aldım romanın bütünlüğünü korumak için, her karakterin tahlilini sayfalarca yazmam gerekti. Her karakterin ayrı ayrı hikayelerini uzun uzun yazdım. Onun dışında başka bir zorluğu yok diyebilirim.

 

‘Özür dilerim bir daha yapmayacağım.’ diye annesine ağlayan bir çocuğu affeder gibi her defasında affettim onu. Yine yapacağını bile bile, yine affettim, hep affettim… Ölümsüz Aşk kitabınızda böyle demişsiniz. Sizce her zaman affetmeli miyiz?

Bence kadınların laneti affetmek ve umut etmek. Dünyayı değiştirmek ve güzelleştirmek için bitmek tükenmek bilmeyen bir umut besliyorlar. İlk hatada silmek tabii ki daha kolay ama yaşanmışlıkların hatırına katlanıyor kadınlar bunca derde. Samimiyetle söylemem gerekirse kadınlar en güçlü varlıklar. Çok güçlü bir karaktere ve psikolojiye sahipler. Bu açıdan kadınları Simurg’a benzetiyorum. Her defasında kendi küllerinden doğan… Soruyu biraz geçiştirmiş gibi oldum her halde Hakan Bey. Kısaca cevap vereyim o halde hak edene hak ettiği kadar değer vermek gerekir. Hak etmeyen insanı boşu boşuna umut besleyip affetmemek gerekir bence. Yani karşınızdaki insana göre kendiniz karar verebilirsiniz. Çünkü yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var ki; kimse değişmiyor. Herkes olduğu gibi devam ediyor hayatına. Ya olduğu gibi kabul edeceğiz insanları ya da hayatlarından sessizce çıkıp onları kabul eden insanlar için özgür bırakacağız.

 

En çok hangi tür kitapları okuyorsunuz ve hangi yazarları takip ediyorsunuz?

Ben resimde de edebiyatta da her zaman toplumcu gerçekçi akımda eserler veren sanatçıları beğenmişimdir. Bu tercihim üniversite döneminde kendimi ve karakterimi tanımaya başladığım dönemde oluştu. O zamana kadar akademik kitaplar, kişisel gelişim kitapları, öyküler, romanlar, şiirler kısaca elime ne geçerse okuyordum. Romanlarda polisiyeden tarihi romanlara kadar bir çok roman türünü de okumuş oldum bu süreçte. Son olarak üç Kemaller diye edebiyatta andığımız Yaşar Kemal, Orhan Kemal ve Kemal Tahir’in kalemini takip ettim. Bir de Sabahattin Ali kitaplarını başucu kitabım olarak belirledim. Bu arada kara mizahı da çok seviyorum. Orta okul yıllarımda babamın kitaplığında tanıdığım Aziz Nesin ve Bekir Coşkun favorilerim arasındadır. Şuan emekli bir öğretmen olan babamın muazzam bir kitaplığı vardı. Daha lise çağlarına geçmeden dünya klasiklerini tamamladığımı söyleyebilirim.Şiirde ise Ahmed Arif bir yana tüm şairler bir yanadır benim için. Dünya edebiyatından da okuduğum bir çok kitap arasında Rus Edebiyatı benim için vazgeçilmezdir. Samimiyetle söylemek gerekirse bunca kıymetli kitap varken kitap yazmayı hiç düşünmemiştim. Ama daha önce de söylediğim gibi pandemi sürecindeki ölüm korkusu yazdıklarımı yayınlamama sebep oldu.

 

Yazmak başlı başına cesaret isteyen bir iştir. Yazmak isteyen ama nasıl yazmaya başlaması gerektiğini bilmeyenler için önerileriniz var mı?

Belki okurlarımız daha önce çok kez duymuşlardır ama ben yine tekrar edeyim tüketmeden üretemezsiniz. Çok okumak lazım. Öyle bir türü bir yazarı değil her türden kitabı okumak lazım kendi zevk alanını belirleyene kadar. Ben hiçbir zaman yazarları ya da şairleripolitik görüşlerine göre kategorize etmedim. Farklı dünya görüşlerine sahip kitaplara her zaman kitaplığımda yer veririm. Benim için esas meseleyazarın kalemidir. Okumadan da kalemini öğrenemeyiz insanların. Hakan Bey ikinci önerim ise empati kursunlar, yani sadece insanla değil, hayvanla ve bitkiyle de kurulan empatiden bahsediyorum.

 

Ülkemizdeki okuma oranları hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Gözlemleriniz doğrultusunda genç nesle bakış açınızı özetleyebilir misiniz?

Ben ülkedeki okuma oranını yeterli bulmamakla birlikte beğendiğimi söyleyebilirim. Yüzde elli oranlarında olduğu düşünülürse her iki kişiden biri kitap okuyor. Bu olumlu bakış açısı. Diğer taraftan bakacak olursam ülkede yaklaşık 41 milyon insan kitap okumuyor. Bu gerçekten çok acı bir rakam. Bizim milenyum kuşağı diye tabir ettiğimiz 2000’li yıllarda ve sonrasında doğan gençleri sosyal medyada takip ediyorum. Muazzam sayılarda kitap okuyorlar. Bir de dünya klasiklerinden çağdaş edebiyata kadar çok geniş bir skalaları var. Gençlerden çok umutluyum açıkçası. Özet olarak;Atatürk’ün bütün umudum gençliktedir, dediği yerdeyim, diyebilirim.

 

Değerliİnci Hanım, bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. En kısa zamanda yeni eserlerinizi de okuyabilmek dileğiyle…

Davetiniz için çok teşekkür ederim Hakan Bey. Çok keyifli bir röportajdı. Son olarakyazdığım öykülerin bir kısmını daha temize çektim. Yakında kıymetli okuyucularımız ile buluşacağının müjdesini verebilirim.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sonraki Haber

Fethiye Su Altı Tarih Parkı Projesi Görüşüldü

Per Eyl 16 , 2021
Fethiye Su Altı Tarih Parkı Projesi Görüşüldü Fethiye Ticaret ve Sanayi Odası (FTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Osman Çıralı, Göcek Mahallesi’ndeki Fethiye Sahil Güvenlik Karakol Komutanlığı’nı ziyaret ederek Sahil Güvenlik Binbaşı Erdal Kıreker ile görüştü. Fethiye Su Altı Tarih Parkı’ projesine ilişkin görüş alışverişinde bulunulan ziyarette Başkan Çıralı, dalış camiasının önerileri […]